Cumartesi günü, Ankara’dan dönmüş gazeteye gelmiştim. Yazılarımı yazarken, epey bir süredir konuşmadığım, çok sevdiğim, kardeşim saydığım, siyasetle de yakından ilgilenen, akedemisyen bir dostum aradı.
Hoşbeşten sonra referandumla ilgili tahminimin ne olduğunu sordu. Hatta “Üç haftadır ailecek tatil yapıyorum, açıkçası biraz uzak kaldım” dedikten sonra “Ne olur?” dedi.
Karşılık olarak “Bence hayır çıkacak” deyince “Tahmin mi, temenni mi?” sorusu geldi bu kez. “Birincisi ağır basıyor ama ikisi de” dedim.
O andan sonra, bir sohbet başladı aramızda. Akademisyen kardeşim “Maddelere bakıyorum da” diye söze girince hemen kestim “maddeler dersen yanlış olur, bu referandumun temeli maddeler değil” dedim.
O “Dur bir dakika, lafımı bitireyim” dedikçe ben üsteliyorum, “Öyle olmaz, iki kere iki beş eder diye başlıyorsun, yanlış lafın tamamını niye dinleyeyim, önce lafı düzeltelim.”
Sonunda akademisyen kardeşim “Abi sen çok sinirlisin, bir laf bile ettirmiyorsun” dedi. Bunun üzerine “Öyle değil, bak anlatayım” diyerek lafı tekrar aldım; “Bu iktidar tek başına dayatma ile halkın önüne anayasa değişiklikleri getirdi. Her türlü popülizmi kullanarak propaganda yapıyor. Niyeti çok açık. Ama senin gibi hem siyasetçi, hem de akademisyen olanlar bile bu tuzağa düşüp, lafa maddelerin içeriğini konuşarak başlayınca gerçekten içim kabarıyor.”
Sevgili dostum “Ama” dedi “maddeler de önemli değil mi?” Ben de “Tabii ki önemli ama artık bu referandum o maddeleri tartışma aşamasını geçti. Burada iktidar oylanacak. Eğer evet demeyi düşünüyorsan AKP’ye hizmet etmiş olacaksın, bunu fark edemiyor musun?” karşılığını verdim.
Sonunda “Abi, bundan sonra senle siyaset konuşmayacağım, telefon açıp ne var ne yok, evdekiler ne âlemde diyeceğim, o kadar” dedi. Sonra telefonu kapattık.
Tatsız sohbetimizi bir daha düşündüm ve üzüldüm, aslında hiç yoktan çok sevdiğim birini kırdığımı hissettim.
Ancak benim de haklı olduğum bir taraf var. Akıllı, zeki, duyarlı, siyasetle ve bilimle ilgili kişilerin, AKP ve yandaşlarının ülke çarklarının tamamını ele geçirmek için giriştikleri operasyonu görmezden gelmeleri beni öfkelendiriyor.
Oyunu AKP’ye verecek olanları anlıyorum elbette ve saygı duyuyorum. Buna karşı “Oyumu asla AKP’ye vermem ama anayasaya evet diyeceğim” diyenleri anlayamıyorum.
Sevgili kardeşimi bundan ayrı tutuyorum; o, beni tam bu görüşlerimi yazarken aramasının kurbanı oldu.
*****
Bakanlıkta soygun
Fıkra Yıldırım Tuna’dan; geri kalmış ülkelerden birinde bir vatandaş, İçişleri Bakanlığı’nın önünden geçerken panik yaşanmakta olduğunu fark etmiş. Görevliler telaş içerisinde bir yandan sağa sola koşuşturup dururlarken bir yandan da cep telefonları ile bağıra çağıra konuşuyorlarmış. Vatandaş bir görevliye sormuş: “Ne oluyor efendim? Sorun mu var?” Görevli, “Sormayın beyefendi” demiş, “Hapı yuttuk! Bakanlıkta soygun oldu!” Vatandaş sormuş: “Ne çaldılar?” Görevli cevap vermiş: “Yapılacak olan referandumun sonuçlarını çaldılar!”
*****
Hep mi provokatör?
İktidar temsilcileri artık bir yere rahat ve huzur içinde gidemiyor. İftar sofralarından bile protesto sesleri yükseliyor. Bu durum iktidarın ateşini yükseltiyor, moralini bozuyor, hatta bazılarının ağzını da bozuyor.
Elbette güç ve makam sahibiyken protestolara uğramak hiç de hoş değildir. Bir sözünüzle Türkiye’yi titretirken, gariban bir vatandaşın çıkıp sizi herkesin önünde eleştirmesi insanı çok zora sokar.
Ancak siyasetçinin, hele iktidardaki bir siyasetçinin protesto edilmesi, bazen küçük bile düşürülmesi çok yadırganacak olay değil. Batı’da her gün bir örneği sergilenebiliyor.
Gerçek bir siyasetçi bu tür protestolara karşı öfke gösterisinde bulunmaz. Ya da her protestonun arkasında bir şey aramaya kalkmaz.
Oysa bizde tam tersi oluyor. Bir kere AKP’lilerin eleştiriye tahammülleri zaten hiç olmadığı için protestolardan da hem nefret ediyorlar hem de çok korkuyorlar.
Öfke emirlerindeki polis ekipleri tarafından itilip kakılma ve dövülme biçiminde gideriliyor. Korku bölümü ise her seferinde “bunlar provokatör” söylemiyle küçültülmek isteniyor. Yani aslında herkes halinden memnun, bir avuç muhalefet iktidarı sıkıştırmak için provokatörler tutup ortaya salıyor.
Oysa AKP’li siyasetçiler provokatör deyip geçiştiriceklerine, protestolara ve kimlerin yaptığına kulak vermeli buna göre davranmalı.
Çünkü “provokasyon” dedikleri tepki çığ gibi büyüyor, bu çığ da kendini görmeyenleri altına alıverir.
*****
Rüşvet
Kemal Kılıçdaroğlu genel aftan söz edince Başbakan çok öfkelendi. Genel af önermenin rüşvetle aynı şey olduğunu söyleyen Başbakan iyi konuşuyor hoş konuşuyor da, nedense “evet çıkması için” kendi yaptıklarına dönüp bakmıyor.
Gece yarıları dağıtılan kömür torbaları, yoksullara yardım adı altında dağıtılan erzak kutuları, banka müdürlerinin çiftçiye “hayır çıkarsa kredileri geri ödersisin” demeleri, yol bekleyen köylere “önce eveti görelim” uyarısında bulunulmasını acaba hangi şekilde niteleyebiliriz?
Ya da örneğin memur maaşlarındaki artışı önce 2 artı 2 olarak açıklayıp, sonra sanki çetin pazarlık yapıyormuş gibi davranıp 3 artı 3’e çıkarmak, ardından da “sahur” gibi dini bir kavramı kullanıp bunu 4 artı 4 yapmak rüşvet sayılmıyor mu? Devlet madem zam teklifini tam iki katına çıkarabiliyordu, o zaman günlerce niye direndi?
Siyasette olmayacak vaatler rüşvet olarak nitelenebilir tabii. Ama hiç olmazsa bunu söyleyen, bugüne kadar bu yola hiç sapmamış bir siyasetçi olmalı.
*****
Dinleme var, dinlenen yok
Şu Ergenekon olayı ortaya çıktığından bu yana ısrarla sorduğum bir soru var. Diyorum ki; “Ergenekon üyesi denilen kişiler herkesi fişlemiş, dinlemiş, izlemiş, raporlar tutmuş. Ama bunların hiçbiri ortada yok. Sadece Ergenekoncu denilen kişilerin kendi aralarında yaptıkları konuşmaların kayıtları yayınlanıyor. Peki bunların kimleri dinledikleri ve bu dinlemelerde tutulan kayıtlar nerede?”
Bugüne kadar bu konuda tek satır bilgi bile alamadık.
Bir gazete dün PKK’yi dinlemek için alınan cihazlarla “bazı kişilerin” dinlendiğini iddia etti yine.
Ama haberi okuduğunuzda, yine kimlerin dinlendiği bilgisi yok. Ayrıca bunların kayıtları da ortada yok. Buna karşı, söz konusu haber gerek diğer gazetelerin internet sayfalarında gerekse haber portallarında anında yer buldu.
Yani “Asker herkesi izlemiş, fişlemiş, dinlemiş” haberleri yine manşette ama dinlenenlerin listesi ve kayıtları yine “unutulmuş!”
Herkesin sersem yerine konulmasından artık sıkılmadınız mı?
İlişkili Haber Yok.











A. Savaş Akat
Bayram Şahin
Can Ataklı
Eyşan Çeliktaş
Fırat Aydınay
Gülsüm Kaymak