
Kütüğe bakın
Sandığa gidebilmeniz için önce seçmen kartınız olmalı. Referandumda birçok kişinin kütüklerde adının olmadığı bu nedenle oy kullanamadığı biliniyor. Demek ki sorumlu her vatandaşın elinde seçmen kartı olsa bile bağlı olduğu muhtarlığa giderek kütükte adının olup olmadığını kontrol etmesi şart.
Partilere düşen
Vatandaş elbette sorumlu davranacaktır, ama özellikle muhalefet partilerine de pek çok görev düşüyor. Öncelikle her parti sandıklara mutlaka sahip çıkmak zorunda. Partiler sandık görevlilerini hemen belirlemeli, eğitimlerini tamamlamalı, seçim günü hiçbir aksaklığa meydan vermemelidir.
Hileyi önlemek
Bilgisayarlı sistemin kullanıldığı 2007 seçimlerinden sonra ortaya atılan “hile” iddiaları hiçbir şekilde kanıtlanamadığı gibi partiler de üzerinde de durmak istemedi. Oysa bilgisayarlı sistemde hile yapılabilir ve partiler uyanık olmak zorunda. Bunun için yapılması gereken de sanıldığı kadar zor değil.
Tutanaklar elde olmalı
Kimileri “Sandıkta ne olursa olsun bilgisayarla hile yapılıyor ” endişesi ile pesimist bir duyguya kapılıyor. Oysa bilgisayar her şey değil ve hilenin önüne geçilebilir. Yeter ki partiler eksiksiz çalışsın. Her sandığın resmi tutanağını alsınlar ve bunları tek merkezde toplamayı başarsınlar, gerisi kolay.
Aritmetik toplama
Bütün sandıklardan alınan resmi tutanaklar tek merkeze gönderilir ve bunlar aritmetik olarak toplanırsa, YSK’nın açıkladığı sonuçlarla karşılaştırmak kolay olacaktır. 2007 seçimlerinde yapılmayan bu. Hiçbir parti tek tek sandık sonuçlarını eline alıp toplamadı. Bu seçimde asla ihmal edilmemeli.
Partilere sistem kurulmalı
Bunun da ötesinde partiler seçimde kullanılacak bilgisayar sisteminin benzerini kendi merkezlerine de kurmalı ve sonuçları aynı anda izlemelidir. YSK ’dan siyasi partilere kendi sistemini izleme izni de talep edilmelidir. Parti temsilcileri sonuçların nasıl geldiğini ve değerlendirildiğini gözleriyle görmelidir.
Toplu dilekçeler hazırlanmalı
Seçim kanunumuza göre seçim sonuçlarına toptan itiraz mümkün değil, ancak sandık bazında itiraz edilebiliyor. Bundan sonuç almak mümkün değildir. Çünkü muhtemelen sandık sonucu doğru çıkacaktır; eğer yapılıyorsa hile, birleştirme tutanaklarının YSK ’ya aktarılması sırasında olmaktadır. Bu nedenle her sandık için itiraz dilekçesi hazır tutulmalıdır.
Parmak boyası konmalı
Açıkçası uygulandığı sırada “çağ dışı” olarak nitelediğim parmak boyasının aslında kullanılması gerektiği anlaşıldı. Son seçimde ve referandumda mükerrer oy kullanıldığı iddiaları ayyuka çıkmıştı. Demek ki bunu önlemenin yollarından biri parmak boyasıymış. Partiler bu önlemin yeniden konmasını talep etmeli.
Partiler ciddi olmalı
Bu tür uyarı ve önerileri, yazılarımı izleyenler uzunca bir süredir yazdığımı bilirler. Zaman zaman parti yöneticileriyle de konuşuyorum ve her seferinde de “Bu kez önlemlerimizi aldık. Sistemimizi kurduk” diyorlar. Her şeye rağmen ben yine tekrarlamak istedim bu önerileri, çünkü partilerin çok ciddi olduklarını sanmıyorum.
Gelelim anketlere
Anketlere bakılacak olursa AKP zaferini şimdiden ilan etmiş durumda. Araştırma şirketleri AKP’nin oy oranını yüzde 45 ve üstünde buluyorlar. Eğer anketler doğruysa diğer partilerin alacağı oyun o kadar önemi yok çünkü AKP ezici bir çoğunlukla iktidara geliyor demektir. Ancak bu anketler gerçekten doğru mu?
Yönlendirme var mı?
Şunu hemen belirteyim ki, AKP yüzde 45 üzerinde oy alamaz gibi bir iddiam yok. Devlet gücü kullanılarak halka bu kadar şey dağıtılırsa, oya dönme ihtimali de yüksektir. Ancak birbirinin türevi niteliğindeki araştırma şirketlerinin yönlendirme yaptığı ihtimalini de göz ardı edemeyiz.
Çekingenlik yaratır
Neredeyse her hafta başı yapılan araştırmalarda AKP’nin yüzde 50’yi zorladığı sonuçları açıklanırsa, bundan anketlere katılanların da etkilenmemesi mümkün değildir. İktidar partisinin bu kadar güçlü olduğunun söylenmesi kişilerin özgür iradelerine de yansır ve kişi oyunu öyle olmasa bile iktidar partisi lehine kullanacağını söyleyebilir.
Denetim yapılmalı
Elbette tüm çağdaş demokratik ülkelerde seçim öncesi bu tür anketler yapılmaktadır. Buna karşı bu ülkelerde bizdeki kadar çok sayıda şirket bu çalışmayı yapıyor mu açıkçası onu bilmiyorum. Ama bu anketlerin de denetlendiği bir sistem oluşturulması gerekir herhalde. Denetim olmazsa canı isteyen istediği sonucu açıklayabilir.
2 yılda ne değişti?
Anketlerde AKP’nin oy oranını gördükçe, 2009’dan bu yana ne değiştiğini anlamakta güçlük çekiyorum. Yerel seçimlerde, iktidar partisi daha avantajlı olduğu halde, 2009 ’da AKP’nin oyu yüzde 38’e inmişti. Önemli bir değişiklik olmadığı halde yüzde 50’lere çıkması şaşırtıcı geliyor.
Neler açıklanmalı
Bu konuda bir notum daha var. Anketlerde AKP’nin yüzde 50’lere varan oranı kararsızların dağıtılmasıyla bulunuyor. Oysa örneğin bazı araştırmalarda kararsızlar yüzde 30’ları aşıyor. Bu durumda kararsızların dağıtılması işlemi doğru olmayabilir. O halde en doğrusu “kesin fikir beyan edenlerin” oranını vermek; gerisini kararsız ve cevapsız olarak bırakmaktır.
Bugün 28 Şubat
Sevgili okurlar; bugün 28 Şubat ’ın yıldönümü. Günümüzün tatlısu demokratları, darbe karşıtlığı adı altında Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmak için çırpınırken nedense 28 Şubat’a hiç değinmiyorlar. Her ne kadar 28 Şubat da darbe gibi anılsa da şu ana kadar bu dönemle ilgili hiçbir soruşturma açılmadı. Bu size de garip gelmiyor mu?
Bugünlerin mimarı
28 Şubat dönemine şiddetle karşı çıkmıştım. Bedelini de çok ağır ödedim, yeni yeni kendime geliyorum. Ama o zamanki 28 Şubatçıların birçoğunu bugün demokrasi havarisi kılığında gördükçe de içim acıyor, yüreğim yanıyor. Aslında bu, 28 Şubat ’ın bugünleri hazırlamak için düzenlenen bir tuzak olduğunun da kanıtı bir yerde.
28 Şubat askeri değildi
Söyleyince biraz garip geliyor ama, inanın 28 Şubat askeri bir operasyon değildi. Tamamen sivil bir operasyondu ve asker bilerek bilmeyerek bu oyuna alet oldu. Amerika ve NATO’nun Büyük Orta Doğu Projesinin uygulanabilmesi için Türkiye’de daha İslamcı bir yönetime ihtiyaç vardı. “şeriata karşı mücadele” adı altında İslamcı bir yapı iktidara getirildi.
Merkez kaydırıldı
Oynanan oyun çok basitti. Türkiye’de merkez sağ yeni öğrenmeye başladığı global kapitalist ekonomiye kendini fazla kaptırıp, hırsla saldırınca bir taraftan hırsızlık ve yolsuzluk artmış diğer taraftan da Batı’nın talepleri göz ardı edilmeye başlanmıştı. Global kapitalizmin buna tahammülü yoktu, önlem olarak Türkiye ’de merkez kaydırıldı.
Dinci siyasetin önü açıldı
Merkez kaydırılınca, tıpkı bugün Arap ülkelerinde diktatörlere isyan eden halklar gibi Türk halkı da yolsuzluk ve hırsızlığa isyan ederek merkezdeki partileri tasfiye edip, dinci siyasete iktidar şansı tanıdı. İstenen buydu, daha önce yapılan anlaşmalarla bu yeni siyasetin Batı çıkarlarına asla karşı çıkmayacağının güvencesi alınmıştı.
İstenen aynen gerçekleşti
Hatırlayın, AKP iktidara gelince, tıpkı 27 Mayıs ve 12 Eylül ’de olduğu gibi “NATO’ya bağlıyız” mesajı verir gibi “Piyasa ekonomisine müdahale edilmeyeceğini” ilan etti. Bunu kanıtlamak için de AB çalışmalarına hız verdi. Batı’nın desteğini aldığı gibi Türkiye’deki sermayenin de güvenini kazandı. İstenen başarılmıştı.
Durum değişiyor
2011 dünyası ise 2002 ’lerin dünyasından farklı. Arap coğrafyasındaki diktatörlükler yıkılıyor ve burada yeni bir dünya kuruluyor. Türkiye’nin yeni konumu da daha farklı olabilir. İktidar Arap dünyasına model olma iddiaları taşırken kendi durumu bozulabilir. Türkiye ’nin tekrar merkez sa ğ-sol bileşeninde yürümesi dünyanın da tercihi olabilir.
Hepinize iyi haftalar dilerim…



A. Savaş Akat
Bayram Şahin
Can Ataklı
Eyşan Çeliktaş
Fırat Aydınay
Gülsüm Kaymak