Arşiv | Can Ataklı

Anket sonuçlarına o kadar da inanmayın


Can Ataklı

Sevgili okurlar; seçimlere şunun şurasında üç buçuk ay kaldı. Sandık ortaya konacak, berber fıkrasında olduğu gibi saç önümüze dökülecek ak mı kara mı herkes görecek. Sandıktan gerçekten demokrasi ve millet iradesi çıkması isteniyorsa, her vatandaşın sorumluluğunu bilerek sandığa gitmesi gerekiyor.

Kütüğe bakın

Sandığa gidebilmeniz için önce seçmen kartınız olmalı. Referandumda birçok kişinin kütüklerde adının olmadığı bu nedenle oy kullanamadığı biliniyor. Demek ki sorumlu her vatandaşın elinde seçmen kartı olsa bile bağlı olduğu muhtarlığa giderek kütükte adının olup olmadığını kontrol etmesi şart.

Partilere düşen

Vatandaş elbette sorumlu davranacaktır, ama özellikle muhalefet partilerine de pek çok görev düşüyor. Öncelikle her parti sandıklara mutlaka sahip çıkmak zorunda. Partiler sandık görevlilerini hemen belirlemeli, eğitimlerini tamamlamalı, seçim günü hiçbir aksaklığa meydan vermemelidir.

Hileyi önlemek

Bilgisayarlı sistemin kullanıldığı 2007 seçimlerinden sonra ortaya atılan “hile” iddiaları hiçbir şekilde kanıtlanamadığı gibi partiler de üzerinde de durmak istemedi. Oysa bilgisayarlı sistemde hile yapılabilir ve partiler uyanık olmak zorunda. Bunun için yapılması gereken de sanıldığı kadar zor değil.

Tutanaklar elde olmalı

Kimileri “Sandıkta ne olursa olsun bilgisayarla hile yapılıyor ” endişesi ile pesimist bir duyguya kapılıyor. Oysa bilgisayar her şey değil ve hilenin önüne geçilebilir. Yeter ki partiler eksiksiz çalışsın. Her sandığın resmi tutanağını alsınlar ve bunları tek merkezde toplamayı başarsınlar, gerisi kolay.

Aritmetik toplama

Bütün sandıklardan alınan resmi tutanaklar tek merkeze gönderilir ve bunlar aritmetik olarak toplanırsa, YSK’nın açıkladığı sonuçlarla karşılaştırmak kolay olacaktır. 2007 seçimlerinde yapılmayan bu. Hiçbir parti tek tek sandık sonuçlarını eline alıp toplamadı. Bu seçimde asla ihmal edilmemeli.

Partilere sistem kurulmalı

Bunun da ötesinde partiler seçimde kullanılacak bilgisayar sisteminin benzerini kendi merkezlerine de kurmalı ve sonuçları aynı anda izlemelidir. YSK ’dan siyasi partilere kendi sistemini izleme izni de talep edilmelidir. Parti temsilcileri sonuçların nasıl geldiğini ve değerlendirildiğini gözleriyle görmelidir.

Toplu dilekçeler hazırlanmalı

Seçim kanunumuza göre seçim sonuçlarına toptan itiraz mümkün değil, ancak sandık bazında itiraz edilebiliyor. Bundan sonuç almak mümkün değildir. Çünkü muhtemelen sandık sonucu doğru çıkacaktır; eğer yapılıyorsa hile, birleştirme tutanaklarının YSK ’ya aktarılması sırasında olmaktadır. Bu nedenle her sandık için itiraz dilekçesi hazır tutulmalıdır.

Parmak boyası konmalı

Açıkçası uygulandığı sırada “çağ dışı” olarak nitelediğim parmak boyasının aslında kullanılması gerektiği anlaşıldı. Son seçimde ve referandumda mükerrer oy kullanıldığı iddiaları ayyuka çıkmıştı. Demek ki bunu önlemenin yollarından biri parmak boyasıymış. Partiler bu önlemin yeniden konmasını talep etmeli.

Partiler ciddi olmalı

Bu tür uyarı ve önerileri, yazılarımı izleyenler uzunca bir süredir yazdığımı bilirler. Zaman zaman parti yöneticileriyle de konuşuyorum ve her seferinde de “Bu kez önlemlerimizi aldık. Sistemimizi kurduk” diyorlar. Her şeye rağmen ben yine tekrarlamak istedim bu önerileri, çünkü partilerin çok ciddi olduklarını sanmıyorum.

Gelelim anketlere

Anketlere bakılacak olursa AKP zaferini şimdiden ilan etmiş durumda. Araştırma şirketleri AKP’nin oy oranını yüzde 45 ve üstünde buluyorlar. Eğer anketler doğruysa diğer partilerin alacağı oyun o kadar önemi yok çünkü AKP ezici bir çoğunlukla iktidara geliyor demektir. Ancak bu anketler gerçekten doğru mu?

Yönlendirme var mı?

Şunu hemen belirteyim ki, AKP yüzde 45 üzerinde oy alamaz gibi bir iddiam yok. Devlet gücü kullanılarak halka bu kadar şey dağıtılırsa, oya dönme ihtimali de yüksektir. Ancak birbirinin türevi niteliğindeki araştırma şirketlerinin yönlendirme yaptığı ihtimalini de göz ardı edemeyiz.

Çekingenlik yaratır

Neredeyse her hafta başı yapılan araştırmalarda AKP’nin yüzde 50’yi zorladığı sonuçları açıklanırsa, bundan anketlere katılanların da etkilenmemesi mümkün değildir. İktidar partisinin bu kadar güçlü olduğunun söylenmesi kişilerin özgür iradelerine de yansır ve kişi oyunu öyle olmasa bile iktidar partisi lehine kullanacağını söyleyebilir.

Denetim yapılmalı

Elbette tüm çağdaş demokratik ülkelerde seçim öncesi bu tür anketler yapılmaktadır. Buna karşı bu ülkelerde bizdeki kadar çok sayıda şirket bu çalışmayı yapıyor mu açıkçası onu bilmiyorum. Ama bu anketlerin de denetlendiği bir sistem oluşturulması gerekir herhalde. Denetim olmazsa canı isteyen istediği sonucu açıklayabilir.

2 yılda ne değişti?

Anketlerde AKP’nin oy oranını gördükçe, 2009’dan bu yana ne değiştiğini anlamakta güçlük çekiyorum. Yerel seçimlerde, iktidar partisi daha avantajlı olduğu halde, 2009 ’da AKP’nin oyu yüzde 38’e inmişti. Önemli bir değişiklik olmadığı halde yüzde 50’lere çıkması şaşırtıcı geliyor.

Neler açıklanmalı

Bu konuda bir notum daha var. Anketlerde AKP’nin yüzde 50’lere varan oranı kararsızların dağıtılmasıyla bulunuyor. Oysa örneğin bazı araştırmalarda kararsızlar yüzde 30’ları aşıyor. Bu durumda kararsızların dağıtılması işlemi doğru olmayabilir. O halde en doğrusu “kesin fikir beyan edenlerin” oranını vermek; gerisini kararsız ve cevapsız olarak bırakmaktır.

Bugün 28 Şubat

Sevgili okurlar; bugün 28 Şubat ’ın yıldönümü. Günümüzün tatlısu demokratları, darbe karşıtlığı adı altında Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmak için çırpınırken nedense 28 Şubat’a hiç değinmiyorlar. Her ne kadar 28 Şubat da darbe gibi anılsa da şu ana kadar bu dönemle ilgili hiçbir soruşturma açılmadı. Bu size de garip gelmiyor mu?

Bugünlerin mimarı

28 Şubat dönemine şiddetle karşı çıkmıştım. Bedelini de çok ağır ödedim, yeni yeni kendime geliyorum. Ama o zamanki 28 Şubatçıların birçoğunu bugün demokrasi havarisi kılığında gördükçe de içim acıyor, yüreğim yanıyor. Aslında bu, 28 Şubat ’ın bugünleri hazırlamak için düzenlenen bir tuzak olduğunun da kanıtı bir yerde.

28 Şubat askeri değildi

Söyleyince biraz garip geliyor ama, inanın 28 Şubat askeri bir operasyon değildi. Tamamen sivil bir operasyondu ve asker bilerek bilmeyerek bu oyuna alet oldu. Amerika ve NATO’nun Büyük Orta Doğu Projesinin uygulanabilmesi için Türkiye’de daha İslamcı bir yönetime ihtiyaç vardı. “şeriata karşı mücadele” adı altında İslamcı bir yapı iktidara getirildi.

Merkez kaydırıldı

Oynanan oyun çok basitti. Türkiye’de merkez sağ yeni öğrenmeye başladığı global kapitalist ekonomiye kendini fazla kaptırıp, hırsla saldırınca bir taraftan hırsızlık ve yolsuzluk artmış diğer taraftan da Batı’nın talepleri göz ardı edilmeye başlanmıştı. Global kapitalizmin buna tahammülü yoktu, önlem olarak Türkiye ’de merkez kaydırıldı.

Dinci siyasetin önü açıldı

Merkez kaydırılınca, tıpkı bugün Arap ülkelerinde diktatörlere isyan eden halklar gibi Türk halkı da yolsuzluk ve hırsızlığa isyan ederek merkezdeki partileri tasfiye edip, dinci siyasete iktidar şansı tanıdı. İstenen buydu, daha önce yapılan anlaşmalarla bu yeni siyasetin Batı çıkarlarına asla karşı çıkmayacağının güvencesi alınmıştı.

İstenen aynen gerçekleşti

Hatırlayın, AKP iktidara gelince, tıpkı 27 Mayıs ve 12 Eylül ’de olduğu gibi “NATO’ya bağlıyız” mesajı verir gibi “Piyasa ekonomisine müdahale edilmeyeceğini” ilan etti. Bunu kanıtlamak için de AB çalışmalarına hız verdi. Batı’nın desteğini aldığı gibi Türkiye’deki sermayenin de güvenini kazandı. İstenen başarılmıştı.

Durum değişiyor

2011 dünyası ise 2002 ’lerin dünyasından farklı. Arap coğrafyasındaki diktatörlükler yıkılıyor ve burada yeni bir dünya kuruluyor. Türkiye’nin yeni konumu da daha farklı olabilir. İktidar Arap dünyasına model olma iddiaları taşırken kendi durumu bozulabilir. Türkiye ’nin tekrar merkez sa ğ-sol bileşeninde yürümesi dünyanın da tercihi olabilir.

Hepinize iyi haftalar dilerim…

Posted in Can Ataklı0 Yorum

CHP 118 bin sandıktan kesin sonuç almış

CHP 118 bin sandıktan kesin sonuç almış

Can Ataklı – catakli@gazetevatan.com


İki gün üst üste CHP’ye bir soru sordum: “Referandumda sandıklara sahip çıktınız mı, kesin sonuçları elde ettiniz mi? Bunları saydınız mı?” diye.

Buradaki amacım, CHP’nin örgüt olarak sandık güvenliğini sağlama becerisi gösterip göstermediğini öğrenmekti.
Dün Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Süha Okay aradı. “Sorular için teşekkürler, bu bize kamuoyu ile paylaşmak için bir fırsat da yarattı” dedi.

Okay referandumda toplam 151 bin 549 sadık olduğunu belirterek “Bunların 118 bin 491’inden kesin sonuç tutanaklarını aldık” diye konuştu.

Bu rakamın sandıkların yüzde 78’i olduğunu söyleyen Hakkı Süha Okay “Bazı yerlerde görevli bulmak bile sorundu. Ayrıca bazı doğu illerinde de sıkıntılar yaşadık” dedikten sonra istatistiki bir bilgi de verdi.

CHP’ye ulaşan “kesin sandık sonuçlarına” göre 16 milyon 661 bin 875 evet, 13 milyon 497 bin 227 hayır oyu çıkmış. 30 bin eksiği ile sandıklardan çıkan oyların oranı evet yüzde 55.35, hayır yüzde 44.65. Eksik kalan 30 bin sandık sonucu ise yüzde 42 yüzde 58 olarak belirlendi.

Hakkı Süha Okay “Ancak” dedi, “Bu referandumun bizim adımıza çok önemli bir kazanımı var. CHP ilk kez bir seçim sonunda bu kadar yüksek oranda sandıktan kesin sonuç aldı. Yeni anlayışla işimizi ciddiyetle takip ettik, örgütümüz çok özverili çalışarak görev aldıkları sandıklarda başarıyla çalıştılar” diye ekledi.

Okay bir itirafta da bulunarak “Eskiden sonuçlar televizyonlardan açıklanmaya başlandığında ne yazık ki pek çok arkadaşımız sandığı bırakıp giderdi. Bu kez herkes sabahlara kadar çalıştı” dedi.

Bu referandum çalışması ile CHP parti örgütünün üzerindeki ataletin de atıldığını kaydeden Hakkı Süha Okay “Önümüzdeki genel seçimlerde sandıklara sahip çıkma oranını daha da yukarı çekeceğiz” diye konuştu.

*****

İstanbul’da keyfe göre araç çekiliyor

Kim bilir kaç kez yazdım ama, isterlerse dava etsinler, açıkça mafya yöntemleri ile çalışan “trafik çekicileri terörü” konusunda kimsenin sesi çıkmıyor. Ben de yazmaya devam ediyorum.

Çünkü, her zaman belirttiğim gibi asla trafiği önleyen araçların çekilmesine karşı değilim. Ancak bizdeki uygulama trafiği aksatan araçlara yönelik değil. Çekiciler, genellikle trafiği aksatmayan ama park yasağı olan yerlerden araç çekiyorlar. Çekilen araç sayesinde trafik rahatlamıyor, bir şey değişmiyor. Tek faydası, bir başka araca park yeri açılmış olması.

Bunun da ötesinde çekiciler, kolay ve araçların götürüldüğü park yerine en yakın yerlerden araç çekiyorlar ki, kısa zamanda çok araç çekilebilsin.

En kötüsü de, değnekçilerin (şimdi adları vale oldu) gösterdiği ve “bu bize ait değil” dediği araçlar çekiliyor.
Bunları eğer bu mafyavari örgütlerin sorumluları isterlerse bizzat yerleri göstererek de kanıtlayabilirim. Ama hiç sanmıyor çünkü kurdukları düzenin bozulmaması için ağızlarını hiç açmıyorlar tekzip bile göndermiyorlar. Susup bekliyorlar.

Bugün sizlere yaptığım araştırma sonucu aldığım bazı bilgileri vermek istiyorum. “Şişli Polis Hizmetleri Geliştirme ve Destekleme İktisadi İşler” adlı bir dernek var. Adına bakınca çok önemliymiş gibi görünüyor ama tek işi var elindeki üç çekiciyle canının istediği yerden araç çekmek.

Burayı özel olarak seçmedim, bazı bilgiler aldım ki kaynağı belli olsun diye yazıyorum.

Yoksa başka ilçelerin de benzer dernekleri var. Tabii bir de bunların ağababası sayılan, başkanlığını valinin üyeliklerini de “tanınmış ve saygın” işadamlarının yaptığı bir Trafik Vakfı var.

Hep sorarım, “İnsanları haraca kesen bir vakfın yönetim kurulunda olmak nasıl bir duygu” diye. Daha hiçbiri açıp cevap vermedi biliyor musunuz? Rahatları bozulmasın diyedir herhalde.

Neyse konuya dönelim; örneğin Şişli’deki bu derneğin üç çekicisi var. Bir kadrolu şoför ve resmi trafik polisi araçta çalışıyor. Araçlar 7 gün sınırsız çalışıyor. Dernek başkanı her gün en az 15 araba çekilmesi talimatı vermiş. 15 arabadan sonra şoför ve polise araç başına 5 lira prim veriliyormuş. Bu prim sistemi olunca çekiciler arı gibi çalışıp, park yerine en yakın yerlerden sürekli araba çekiyorlar.

Aracınız çekilirse çekici için 60 lira, park parası 10 lira ve park cezası olarak 62 lira ödüyorsunuz. Genellikle bu ceza kesilmiyor, çekici ve park parası ile yetiniyorlar.
Şimdi düşünün, devlet kendi yapması gereken bir işi dernek ve vakıflara veriyor.

Bunlar nasıl çalışıyor, haksızlık veya hukuksuzluk yapıyorlar mı, toplanan paralar nasıl harcanıyor? Bunları soran var mı? Meçhul.

NOT: Bu yazıdan önce arabam herhangi bir yerden çekilmedi. Arabası çekilen bir yakınım ya da tanıdığım da yok. Hiçbir soruya cevap vermeyen saygın devlet görevlileri ve saygın işadamları “canın yandı da ondan mı yazıyorsun” gibisinden abuk bir soru sormasın diye özellikle belirtiyorum.

*****

Okurlar ikna olmuyor

Havaalanlarındaki yiyecek içecek reyonlarındaki aşırı pahalılıktan şikâyet eden yazılarım tahminimin çok üzerinde bir ilgi gördü. Yazının çıktığından bu yana gelen mesajlarda verilen örneklerin ve eleştirilerin sayısını tutamıyorum artık.

Atatürk Havalimanı’nda catering hizmeti veren BTA’nın açıklaması da belli ki çok sayıdaki okuru tatmin etmemiş. Örneğin pek çok okur “Size gelen açıklamada yiyeceklerin kalitesinden de söz ediliyor, oysa kalite açısından da sınıfta kalırlar” diyor.

Yabancı havalimanlarını bilen okurların tepkisi ise çok daha büyük. “Bir bira Türkiye’de ne kadar, AB ülkelerinin havalimanlarına ne kadar, bir sorun bakalım” diyen çok sayıda okur var. Bir okur “BTA’ya söyleyin örneğin Londra Heatrow’daki İtalyan lokantasının menüsüne bir baksınlar, sonra da yer bulabilmek için sıra bekleyenleri bir gözlesinler” mesajını göndermiş.

Kısacası, sık sık havalimanlarını kullanan okurlarım, yapılan açıklamalardan ikna olmuyor.

Bu arada bir okurum “Hep havalimanlarını yazıyorsunuz, siz şehirlerarası yollardaki otobüslerin uğradığı konaklama yerlerindeki fiyatlara bakıyor musunuz?” diye sormuş. “Bir çorba bile 5-6 lira, bu ayıp değil mi?” diyor. Okurum “ailecek otobüs seyahati yapanların” konaklama yerlerinde çay ve simitle idare ettiklerini söylüyor.

*****

Arabulucu; iyi bir şey mi?

Birkaç gündür medyada Türkiye’yi ziyaret eden “Avrupalı akil adamlar heyeti” haberleri var. Bu akil adamlar Güneydoğu’ya da gittiler, Kürt temsilcilerle görüşmeler yaptılar. Yapılan yorumlar akil adamlar heyetinin “arabuluculuk” yapmaya çabaladıkları yönünde.
Arabulucuk “iki taraf” arasında yapılır. Egemen ve üniter bir devlette “iki taraftan” söz etmek ne anlama gelir acaba? Bunun da ötesinde, egemen bir devletteki “iki taraf” arasında arabuluculuk yapmak yabancı devletlerin görevi haline geliyorsa, o ülkenin ne egemenliğinden ne üniterliğinden söz edilebilir mi?
Bunları düşünmeden “akil adamlar” konusunu manşetlere taşımak biraz gayretkeşlik olmuyor mu?

*****

Kürt sorununun çözümünde, AB’li akil adamların yardımını alıyoruz. Peki TC’li akil adamlar nerede ve ne yapıyor? (Gani Yıldız)

Posted in Can Ataklı0 Yorum

Analiz

Analiz

Can Ataklı

catakli@gazetevatan.com
Gerçekten şaşırdım ve üzüldüm. Belki gazeteciler arasında “Referandumun sonunda hayır çıkacak” diyen birkaç kişiden biri olmamın bunda etkisi olabilir.

Hatta tıpkı 1989’da “yüzde 60’la seçilecek” denilen Dalan’ın durumuna düşebileceğini bile yazmış ve söylemiştim.
AKP ve neredeyse tüm medyanın “Evet” kampanyası sonunda “evet çıkabileceğini” hiç düşünmedim değil, ama sonun bu kadar açık ara olabileceği aklıma gelmemişti.
Demek ki, benim gördüklerim, ekonominin içinde, çalışan, üreten, bilimle, sanatla ilgili, estetik kaygıları olan, rekabet ortamına uyum sağlayan, fikir ve düşüncelerini açıkça söyleyebilen kişilermiş.

Ama görmediğimiz, doğal olarak göremediğimiz büyük bir kitle çok daha farklı düşünüyormuş. Bu kesim sandık başına gitti ve iradesini kullandı.

Sonuç ortada. Aslına bakarsanız, sonuçlarla ilgili söylenecek fazla bir şey yok. AKP ve yandaşları çok başarılı olmuşlar.

Peki bu sonuç iyi bir sonuç mu? Bana göre değil. Bu kararla, eğer daha çok demokrasi, daha çok özgürlük ve hukuk bekleyen varsa yanılmıştır.

Ama işin garip olan tarafı, bu büyük kesim, referandumun yaratacağı olumsuzluklardan hiç etkilenmeyecektir.
Anayasa Mahkemesi’nin yapısı veya HSYK’nın yeni hali referandumda evet diyenlerin hayatına bir değişiklik getirmeyecektir.

Nedeni basit: Bu kavramlar zaten bu büyük kesimin yaşamında neredeyse hiç yok. İlgilenmiyorlar da ayrıca. Bundan sonra sıkıntı “hayır” diyenlerin hayatında ortaya çıkacaktır.
Çünkü AKP iktidarının uygulamalarından, yöntemlerinden, demokrasi ve hukuk dışı tutumlarından etkilenen kesim bu.
Sonuç olarak, şu bir gerçek ki, Türkiye bundan sonra çok farklı olacaktır. Şimdiye kadar yapılanlar “değişim” adı altında sunuldu. Ancak şimdi “büyük dönüşüm” başlayacaktır.
AKP iktidarının önünde artık engel kalmamıştır. Dilediği gibi davranabilecektir.

Ne söylenebilir ki, “hakkıdır” diyemem ama yapacağı budur.

*****
MERAK ETTİKLERİM

Tayyip Erdoğan ne yapacak?

Başbakan gerçekten büyük zafer kazandı. “Dayattı” ve bunu halka kabul ettirdi. Arkasına büyük destek aldı.
Şimdi bundan sonrası önemli.

Başbakan, aldığı sonucu hazmedip sakinleşecek ve gerilimi en aza indirerek Türkiye’yi iyi yönetmeye mi yönelecek yoksa “bertaraf” sistemini mi çalıştıracak?

Erdoğan, 2007 seçim zaferinden sonra partisinin balkonundan çok güzel bir konuşma yapmıştı. Ancak gördük ki kısa bir süre sonra bu güzel konuşmasındaki vaatlerini, tüm toplumu kucaklama müjdesini unutuverdi. Başbakan dün akşam da konuşmasına “balkon konuşmasına” benzer sözlerle başladı. Ama konuşmanın ilerleyen bölümleri yeni dönemin “Tehlikeli olacağı” sinyalini de verdi.

Bugün itibarıyla Tayyip Erdoğan çok güçlenmiştir. Tıpkı 23 Nisan’da bir çocuğa söylediği gibi “Artık başbakansın, asarsın da kesersin de” mantığını kullanmasını için önünde engel kalmamıştır.

Umuyorum ve diliyorum böyle yapmayacaktır.

*****
BUNU YAZMAK GEREK

Fikirlerimde değişiklik olmaz

Referandum öncesi “hayır oyu verilmesi gerektiğini” ısrarla yazdım. Hatta öyle ki kimilerinin “tek başına muhalefet partisi gibisin. CHP bile bu kadar iyi muhalefet yapamıyor” diye takılmalarına, bazılarının ise “referandumdan sonra tasfiye edilecekler listesine” almalarına rağmen ayakta durdum.

Oysa sonuç ortada. Yenilmiş gibi olmanın keyifsizliğini yaşıyorum.

Peki, bu durum fikirlerimde bir değişikliğe ya da yazılarımda, konuşmalarımda bir farklılığa neden olacak mı?
Hayır, eğer “tasfiye edilecek” kehanetlerinde bulunanların söyledikleri doğru çıkmaz ve yazmaya, konuşmaya devam edebilirsem, bugüne kadar savunduğum fikir ve görüşlerim aynen devam edecek.

Halkın büyük bölümünün “benim gibi düşünmüyor olması” benim fikir ve görüşlerimin “yanlış olduğunun” kanıtı değildir.
İnanıyorum ki, halk kendisine anlatılanları çok iyi anlamadı, kavramadı ve “baskıcı, dayatmacı propagandanın” etkisi altında kaldı.

Bu böyle diye görüş değiştirecek, cesaretini kaybedecek, dik duruşunu bozup eğilip bükülecek değilim.

*****
DİKKAT

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı kesin

Referandumdan önceki yazılarımdan birinde “Erdoğan için bir başka önemli nokta, alınacak evet oylarının cumhurbaşkanlığı seçimlerinin testi olmasıdır” demiştim.
Erdoğan bu referandum sonucu ile, yapılacak ilk cumhurbaşkanlığı seçiminde Çankaya’ya çıkmayı da garantiledi.

Bu referandum, eğer ortaya iki seçenek konursa halkın “neye eğilimli” olduğunun da bir provasıydı.

Bu sonuçlara bakarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: “Cumhurbaşkanlığı seçiminde ilk turdan sonra biri Erdoğan olmak üzere iki aday kalacak. Referandumda Erdoğan’ı destekleyen yüzde 50’nin üzerindeki halk kesiminin bu seçimde de Erdoğan’ı tercih edeceği açıktır.”

Bunun da ötesinde, yapılacak ilk genel seçimlerde AKP’nin oyunun yüzde 50’yi zorlaması hatta geçmesi de mümkündür.
Kimse “Ben referandumda evet dedim ama seçimlerde kendi partime dönerim” diyemez. Derse de inandırıcı olmaz.
Kim ne derse desin referandum sonucunun büyük bölümü artık AKP’nin de oyudur.

*****
İZLEDİM

MHP bitti, CHP eh

Bu referandum muhalefet cephesindeki partilerden MHP’yi bitirdi, CHP ise Kılıçdaroğlu ile arkasına öyle fazla rüzgâr almadığını gösterdi.

Sonuçlara baktığımızda “Evet” kesimine büyük kaymanın MHP’den olduğu görülüyor. Bahçeli’nin seçim bölgesi Osmaniye’de bile Evet oylarının fazla olması bu görüşümü güçlendiriyor sanırım.

Belli ki MHP lideri tabanını tutamamış. Erdoğan’ın özellikle 12 Eylül darbesine yönelik propagandası MHP tabanında etkili olmuş ve parti büyük oy yitirmiş.
Bunun sonucunda önümüzdeki seçimlerde MHP tabanının AKP’ye kayması ve MHP’nin baraj altında kalması kimseyi şaşırtmamalı.

CHP ise, gördüğüm kadarıyla, önümüzdeki seçimlerde barajı aşan tek parti olarak AKP’nin yanında yerini alacaktır. Yüzde 45’e yaklaşan hayır oylarının büyük bölümünün CHP oyu olduğu yolunda herhalde bir kuşku yoktur.

Ama bu oranın CHP’yi iktidara taşıması da bana göre şimdilik pek mümkün değil.

Posted in Can Ataklı0 Yorum

Akademisyen kardeşimi nasıl kırdım?

 Cumartesi günü, Ankara’dan dönmüş gazeteye gelmiştim. Yazılarımı yazarken, epey bir süredir konuşmadığım, çok sevdiğim, kardeşim saydığım, siyasetle de yakından ilgilenen, akedemisyen bir dostum aradı.

Hoşbeşten sonra referandumla ilgili tahminimin ne olduğunu sordu. Hatta “Üç haftadır ailecek tatil yapıyorum, açıkçası biraz uzak kaldım” dedikten sonra “Ne olur?” dedi.
Karşılık olarak “Bence hayır çıkacak” deyince “Tahmin mi, temenni mi?” sorusu geldi bu kez. “Birincisi ağır basıyor ama ikisi de” dedim.

O andan sonra, bir sohbet başladı aramızda. Akademisyen kardeşim “Maddelere bakıyorum da” diye söze girince hemen kestim “maddeler dersen yanlış olur, bu referandumun temeli maddeler değil” dedim.

O “Dur bir dakika, lafımı bitireyim” dedikçe ben üsteliyorum, “Öyle olmaz, iki kere iki beş eder diye başlıyorsun, yanlış lafın tamamını niye dinleyeyim, önce lafı düzeltelim.”

Sonunda akademisyen kardeşim “Abi sen çok sinirlisin, bir laf bile ettirmiyorsun” dedi. Bunun üzerine “Öyle değil, bak anlatayım” diyerek lafı tekrar aldım; “Bu iktidar tek başına dayatma ile halkın önüne anayasa değişiklikleri getirdi. Her türlü popülizmi kullanarak propaganda yapıyor. Niyeti çok açık. Ama senin gibi hem siyasetçi, hem de akademisyen olanlar bile bu tuzağa düşüp, lafa maddelerin içeriğini konuşarak başlayınca gerçekten içim kabarıyor.”
Sevgili dostum “Ama” dedi “maddeler de önemli değil mi?” Ben de “Tabii ki önemli ama artık bu referandum o maddeleri tartışma aşamasını geçti. Burada iktidar oylanacak. Eğer evet demeyi düşünüyorsan AKP’ye hizmet etmiş olacaksın, bunu fark edemiyor musun?” karşılığını verdim.
Sonunda “Abi, bundan sonra senle siyaset konuşmayacağım, telefon açıp ne var ne yok, evdekiler ne âlemde diyeceğim, o kadar” dedi. Sonra telefonu kapattık.

Tatsız sohbetimizi bir daha düşündüm ve üzüldüm, aslında hiç yoktan çok sevdiğim birini kırdığımı hissettim.
Ancak benim de haklı olduğum bir taraf var. Akıllı, zeki, duyarlı, siyasetle ve bilimle ilgili kişilerin, AKP ve yandaşlarının ülke çarklarının tamamını ele geçirmek için giriştikleri operasyonu görmezden gelmeleri beni öfkelendiriyor.

Oyunu AKP’ye verecek olanları anlıyorum elbette ve saygı duyuyorum. Buna karşı “Oyumu asla AKP’ye vermem ama anayasaya evet diyeceğim” diyenleri anlayamıyorum.
Sevgili kardeşimi bundan ayrı tutuyorum; o, beni tam bu görüşlerimi yazarken aramasının kurbanı oldu.

*****
Bakanlıkta soygun

Fıkra Yıldırım Tuna’dan; geri kalmış ülkelerden birinde bir vatandaş, İçişleri Bakanlığı’nın önünden geçerken panik yaşanmakta olduğunu fark etmiş. Görevliler telaş içerisinde bir yandan sağa sola koşuşturup dururlarken bir yandan da cep telefonları ile bağıra çağıra konuşuyorlarmış. Vatandaş bir görevliye sormuş: “Ne oluyor efendim? Sorun mu var?” Görevli, “Sormayın beyefendi” demiş, “Hapı yuttuk! Bakanlıkta soygun oldu!” Vatandaş sormuş: “Ne çaldılar?” Görevli cevap vermiş: “Yapılacak olan referandumun sonuçlarını çaldılar!”

*****
Hep mi provokatör?

İktidar temsilcileri artık bir yere rahat ve huzur içinde gidemiyor. İftar sofralarından bile protesto sesleri yükseliyor. Bu durum iktidarın ateşini yükseltiyor, moralini bozuyor, hatta bazılarının ağzını da bozuyor.
Elbette güç ve makam sahibiyken protestolara uğramak hiç de hoş değildir. Bir sözünüzle Türkiye’yi titretirken, gariban bir vatandaşın çıkıp sizi herkesin önünde eleştirmesi insanı çok zora sokar.

Ancak siyasetçinin, hele iktidardaki bir siyasetçinin protesto edilmesi, bazen küçük bile düşürülmesi çok yadırganacak olay değil. Batı’da her gün bir örneği sergilenebiliyor.

Gerçek bir siyasetçi bu tür protestolara karşı öfke gösterisinde bulunmaz. Ya da her protestonun arkasında bir şey aramaya kalkmaz.

Oysa bizde tam tersi oluyor. Bir kere AKP’lilerin eleştiriye tahammülleri zaten hiç olmadığı için protestolardan da hem nefret ediyorlar hem de çok korkuyorlar.

Öfke emirlerindeki polis ekipleri tarafından itilip kakılma ve dövülme biçiminde gideriliyor. Korku bölümü ise her seferinde “bunlar provokatör” söylemiyle küçültülmek isteniyor. Yani aslında herkes halinden memnun, bir avuç muhalefet iktidarı sıkıştırmak için provokatörler tutup ortaya salıyor.

Oysa AKP’li siyasetçiler provokatör deyip geçiştiriceklerine, protestolara ve kimlerin yaptığına kulak vermeli buna göre davranmalı.
Çünkü “provokasyon” dedikleri tepki çığ gibi büyüyor, bu çığ da kendini görmeyenleri altına alıverir.

*****
Rüşvet

Kemal Kılıçdaroğlu genel aftan söz edince Başbakan çok öfkelendi. Genel af önermenin rüşvetle aynı şey olduğunu söyleyen Başbakan iyi konuşuyor hoş konuşuyor da, nedense “evet çıkması için” kendi yaptıklarına dönüp bakmıyor.

Gece yarıları dağıtılan kömür torbaları, yoksullara yardım adı altında dağıtılan erzak kutuları, banka müdürlerinin çiftçiye “hayır çıkarsa kredileri geri ödersisin” demeleri, yol bekleyen köylere “önce eveti görelim” uyarısında bulunulmasını acaba hangi şekilde niteleyebiliriz?
Ya da örneğin memur maaşlarındaki artışı önce 2 artı 2 olarak açıklayıp, sonra sanki çetin pazarlık yapıyormuş gibi davranıp 3 artı 3’e çıkarmak, ardından da “sahur” gibi dini bir kavramı kullanıp bunu 4 artı 4 yapmak rüşvet sayılmıyor mu? Devlet madem zam teklifini tam iki katına çıkarabiliyordu, o zaman günlerce niye direndi?
Siyasette olmayacak vaatler rüşvet olarak nitelenebilir tabii. Ama hiç olmazsa bunu söyleyen, bugüne kadar bu yola hiç sapmamış bir siyasetçi olmalı.

*****
Dinleme var, dinlenen yok

Şu Ergenekon olayı ortaya çıktığından bu yana ısrarla sorduğum bir soru var. Diyorum ki; “Ergenekon üyesi denilen kişiler herkesi fişlemiş, dinlemiş, izlemiş, raporlar tutmuş. Ama bunların hiçbiri ortada yok. Sadece Ergenekoncu denilen kişilerin kendi aralarında yaptıkları konuşmaların kayıtları yayınlanıyor. Peki bunların kimleri dinledikleri ve bu dinlemelerde tutulan kayıtlar nerede?”
Bugüne kadar bu konuda tek satır bilgi bile alamadık.
Bir gazete dün PKK’yi dinlemek için alınan cihazlarla “bazı kişilerin” dinlendiğini iddia etti yine.

Ama haberi okuduğunuzda, yine kimlerin dinlendiği bilgisi yok. Ayrıca bunların kayıtları da ortada yok. Buna karşı, söz konusu haber gerek diğer gazetelerin internet sayfalarında gerekse haber portallarında anında yer buldu.
Yani “Asker herkesi izlemiş, fişlemiş, dinlemiş” haberleri yine manşette ama dinlenenlerin listesi ve kayıtları yine “unutulmuş!”

Herkesin sersem yerine konulmasından artık sıkılmadınız mı?

Posted in Asayiş, Can Ataklı0 Yorum


DUYURU


İlan ve Reklamlarınız için Lütfen 0536 270 7273 nolu telefonu arayınız


Klas Haber Gazetesi



Reklam
Rüya Tabirleri