Arşiv | Eğitim

YANDAŞ SENDİKA YASASI İSTEMİYORUZ

YANDAŞ SENDİKA YASASI İSTEMİYORUZ

 Kamu-Sen İstanbul İl Başkanı Yrd.Doç.Dr.M.Hanefi Bostan bir basın açıklaması yaptı.Bostan yaptığı basın açıklamsında şunları söyledi:

 Son yıllarda özellikle kamu görevlilerinin üzerindeki baskılar giderek artmış; yapılan çalışmalar, memurlarımızın kazanılmış haklarının gasp edilmesi noktasına kadar varmıştır.

 Bir taraftan kamu görevlilerimize iş güvencesinin zayıflatıldığı, esnek, sözleşmeli statü; düşük ücret karşılığında uygunsuz şartlarda çalışma dayatması yapılırken bir tarafta da kamu görevlilerimizin örgütlenme, toplu sözleşme ve grev hakkı sulandırılmaya çalışılmaktadır.

 Bilinmelidir ki; yalnızca memurlarımız için değil tüm çalışanlar için hayati önem taşıyan kazanımların korunması ancak örgütlenme özgürlüğünün sağlandığı, toplu sözleşme ve grev hakkının layıkıyla kullanılabildiği, gerçek anlamda sendikal örgütlenme ile mümkündür.

 Bu nedenle 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Yasasında değişiklik yapılmasına ilişkin tasarı bizler için hayati bir önem taşımaktadır.

 Anayasada kamu görevlilerine toplu sözleşme hakkı tanıyan 12 Eylül referandumunun üzerinden 17 ay,  Üçlü Danışma Kurulu toplantılarının üzerinden 6 ay, üzerinde kısmen anlaşma sağlanan Yasa Taslağının Bakanlar Kurulu’na gönderilmesinin üzerinden tam 3 ay geçti.

 Tasarının TBMM gündemine alınmasının üzerinden de 15 gün geçti.

 Memurlarımız ve emeklilerimiz 2012 yılının ilk ayında zamsız maaş aldılar.

 İkinci ayında da mağduriyetleri devam edecek.

 İstediği kanunu bir gün içinde hazırlayıp TBMM’den geçiren hükümet, kamu görevlilerimiz, emekliler ve bunları aileleri ile birlikte 20 milyona yakın vatandaşımızın sorununu çözecek, yüzünü güldürecek bir tasarıyı hazırlayıp, kanunlaştıramadı.

 Ne yazık ki, tasarı ile bugüne kadar AKP’nin sözünde durmadığı; vaatlerinin boş olduğu görüldü.

Tasarı, sendikacılığı hükümet sendikacılığına çeviriyor ve bunun da yasal belgesi haline gelmiş bulunuyor.

 Tasarıyla uzlaşma, diyalog, çok seslilik ve demokrasi yok sayılıyor; toplu sözleşme masasında hükümeti zorlayacak unsurlar, tek tek bertaraf ediliyor.

 

Memuruyla, emeklisiyle, sendika üyesi olan ve olmayan kamu görevlisiyle 5 milyondan fazla kişiyi kapsayacak bir tasarıda; temsilcilerin sesi kısılmaya, yandaşların sesi yükseltilmeye, toplu sözleşme masası, yakmayan ateş; ıslatmayan su haline getirilmeye çalışılıyor.

 

Bu çaba öylesine güçlüdür ki; önünde kimse duramamaktadır.

 

Üçlü Danışma Kurulu toplantılarında konfederasyonların bütün görüşlerinin taslağa yansıyacağına ve kamu görevlilerinin toplu sözleşme hakkının gereğinin yapılacağına dair söz veren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, alınan kararların arkasında duramamış, verdiği sözün gereğini yerine getirememiştir.

 

Bizim beklentimiz, Sayın Çalışma Bakanı’nın partili kimliğini bir tarafa bırakması, verdiği söze sahip çıkması ve tüm çalışan ve emeklilerin haklarını korumasıdır. 

 

Bu tasarıda,

 

Örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller aynı şekilde korunuyor.

Uluslar arası sözleşmelerle garanti altına alınmış olan grev hakkımız yok sayılıyor.

Toplu sözleşmenin kapsamı yalnızca mali ve sosyal haklar olarak belirlendiği için kamu görevlilerinin diğer sorunlarının çözümü konusunda sendikaların önüne set çekiliyor.

 

Sendikalara ait hizmet kollarındaki sorunların toplu sözleşme yoluyla çözülmesi engelleniyor.

Toplu sözleşmeyi imzalama, imzalamama ve Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na itiraz hakkı yalnızca bir sendikaya verilerek, denetimsiz bir toplu sözleşme sistemi getirilmek isteniyor.

 

Bu yolla, 5 milyon kamu görevlisinin kaderi birkaç kişinin insafına bırakılıyor.

 

Hükümet, kendi atadığı kişilerin hükümet aleyhine bir karar veremeyeceğini bildiği için “Hakem Kurulu’nun başkanını ben atayacağım” diyor.

 

Soruyoruz sizlere: Böyle bir sistemin adı toplu sözleşme olabilir mi?

 Kamu görevlilerine ileri demokrasi vaat edenlerin demokrasi anlayışını bu vesile ile gördük.

Bu anlayış, diktatörlükle yönetilenler dâhil, dünyanın hiçbir ülkesinde yoktur. 

 Bu tasarı ile “hakları ilerletiyoruz” diyerek kamu görevlilerinin hakları geriletilmek isteniyor.

 Bu tasarı ile toplu görüşmeden bile daha geride bir düzenleme getiriliyor.

 

Türkiye Kamu-Sen olarak 20 yıldır, toplu sözleşmeli, grevli, siyasete katılma hakkını da içeren gerçek anlamda sendikacılığın mücadelesini vermekteyiz.

 

Bu noktada taleplerimizden de ilkelerimizden de asla taviz verecek değiliz.

 

Tasarı öylesine uygulamalar öngörmektedir ki, bugün çıkarılmak istenilen yasadan nemalanmayı amaçlayan yandaş sendikaların dâhi bu tasarıyı savunacak halleri yoktur.

 

Bu tasarı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik’in içine sinmiş midir, merak ediyoruz.

 

Sayın Çelik, Üçlü Danışma Kurulu toplantılarında bizlere verdiği sözün gereğini Bakanlar Kurulu’nda yerine getirdi mi, merak ediyoruz.

 

Buradan Sayın Faruk Çelik’e sesleniyoruz:

 

Sayın Çelik, eğer bu tasarı gerçek anlamda toplu sözleşme sistemi getiriyorsa,

 

Eğer bu tasarı gerçek anlamda sendikal özgürlük getiriyorsa,

 

Eğer bu tasarının üzerinde sendikaların uzlaşamadığı herhangi bir maddesinde bizlerin taleplerini karşılayan bir düzenleme içeriyorsa,

 

Eğer bu tasarı ILO standartlarına ve uluslar arası sözleşme hükümlerine uygunsa; lütfen çıkın ve açıklayın.

 

Biz biliyoruz ki; bu sorulara verecek cevabınız yok.

 

O zaman lütfen çıkın ve Bakanlar Kurulu toplantılarında neler konuşuldu; kamu görevlilerinin masa başında ellerinin zayıflatılması için ne tür planlar yapıldı, bunları açıklayın da tüm kamuoyu duysun.

 

 

Her eylemde dile getirdiğimiz gibi Türkiye Kamu-Sen olarak biz;

 

Başta ILO olmak üzere uluslar arası sözleşmelere, evrensel ve demokratik ilkelere saygılı bir sendikacılık,

 

Grev hakkımızın yasal teminata alındığı adil bir Toplu Sözleşme sistemi,

 

Örgütlenme özgürlüğünün önündeki tüm engellerin kaldırılması,

 

Toplu sözleşme görüşmelerinde kamu görevlilerinin en geniş şekliyle karar alma sürecine dâhil edilmesi,

 

Hizmet kolu toplu sözleşme sisteminin oluşturulması,

 

Tüm çalışanlara insan onuruna yakışır bir ücret ve sağlıklı çalışma koşullarının sağlanması,

 

Adil ve demokratik bir Hakem Kurulu istiyoruz.

 

Biz;

 Adam gibi sendikacılık,

 

Adam gibi sendika,

 

Adam gibi toplu sözleşme;

 

Adam gibi toplu sözleşme kanunu istiyoruz.

 

Bunun için de her türlü eylemi yapmaya hazırız ve muktediriz.

 

Bu tasarının yasalaşma sürecinin her aşamasına, tüm imkânlarımızla müdahil olmaya devam edecek, eylemlerimizi sürdüreceğiz.

 

Türkiye Kamu-Sen olarak, memurlarımızın umutlarını çalan; hayal tacirliği yapan; kamu görevlilerinin anayasal haklarının önüne set çeken zihniyetin maskesini düşüreceğimize söz veriyor; hepinize saygılar sunuyoruz.

Posted in Asayiş, Eğitim, Manşet, Siyaset0 Yorum

KAMU-SEN GEÇEN BİR YILI DEĞERLENDİRDİ

KAMU-SEN GEÇEN BİR YILI DEĞERLENDİRDİ

2011 YILI KAMU ÇALIŞANLARI İÇİN ÇETİN GEÇTİ

KAMU-SEN İstanbul Şube Başkanı Doç.Dr.Hanefi Bostan 2011 yıılını değerlendirdi.Bostan yaptığı açıklamada şunları söyledi:

 Türkiye Kamu-Sen, kurulduğu günden beri kamu çalışanlarının hak ve menfaatleri doğrultusunda mücadele etmiştir. Bunu yaparken de ülkemizin milleti ve devleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması ana hedefimiz olmuştur. Geride bırakmak üzere olduğumuz 2011 yılı da kamu çalışanlarının haklarıyla ilgili olarak verdiğimiz çetin mücadelelerle geçti. 2011 yılında, bir taraftan ülkemizi parçalamanın ve federatif bir yapılanmanın önünü açacak olan girişimler ve Anayasa değişikliğinin içine sıkıştırılmak istenilen tuzaklar hakkındaki gerçekleri kamuoyuna anlatmaya çalıştık. Bu noktada önümüzdeki dönemde milli birlik ve beraberliğimizi pekiştirecek bir Anayasanın, nasıl olması gerektiği konusunda akademik bir çalışma yaparak, raporumuzu TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek’e sunduk. Anayasa’nın ilk 3 maddesinin korunması, eğitim dilinin Türkçe olarak kalması, ”Türk kimliğinin” üst kimlik olarak benimsenmesi, Anayasa’nın 66. maddesindeki Türklük tanımının da yeni anayasada muhafaza edilmesinin zorunlu olduğunu belirttik. Kamu çalışanlarına grev ve siyaset hakkıyla emeklilere sendika kurma hakkı verilmesi, Diyanet İşleri Başkanlığının yeni anayasada anayasal bir kurum olarak varlığının korunması, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin zorunlu olması gibi konuların olmazsa olmazlarımız olduğunu güçlü bir şekilde vurguladık. Önümüzdeki dönemde de ülkemizde önemli bir gündem teşkil edecek olan Anayasa değişikliği konusundaki çalışmalarımız, aynı şekilde devam edecek; ülkemizin kuruluş senedi olan metinlerin değiştirilerek, dış güçlerin arzuladığı gevşek, çözülmeye ve parçalanmaya müsait bir devlet yapılanması karşısındaki mücadelemiz tüm kararlılığımızla sürecektir. 2011 yılında bir taraftan da kamu çalışanlarının ekonomik ve sosyal haklarını iyileştirmek üzere çetin bir mücadele verdik.2011 yılı; kamu çalışanlarının haklarını geriletecek, iş güvencesini ortadan kaldıracak birçok kanun tasarısının ve KHK’ların gündemi meşgul ettiği bir yıl oldu.Türkiye Kamu-Sen, Türk memurunu çepeçevre sarmakta olan bu ateş çemberini parçalamak için çok mücadele verdi. Bu açıdan bakıldığında; önümüzdeki yıl milli birlik ve bütünlüğümüzü bozmaya çalışanlar ve memurumuzun haklarında kısıtlama yapmak isteyenler için çok daha çetin geçecek. Çünkü bu kimseler, karşısında daha önce olduğu gibi inançlı, daha güçlü ve daha kararlı bir Türkiye Kamu-Sen görecekler. Bu sene içinde yaşadığımız birçok gelişme ve milletimizin gösterdiği teveccüh, Türkiye Kamu-Sen’in ne kadar doğru yolda olduğunu bir kere daha ortaya koymuştur.2011 yılında Türkiye Kamu-Sen ve etrafında kader birliği yapmış 400 bin kamu çalışanının, ülkemizin üzerinde bulunduğu hassas dengelerin korunması ve çalışma hayatının geliştirilmesi için verdiği destansı mücadele, gösterdiği kararlılık ve onurlu duruş her türlü takdire şayandır. Bu da memurlarımızın, ülkemizin geri kalmasına neden olduğu safsatasının ne denli gerçek dışı olduğunu göstermiştir. Çünkü gerek eylemlerimizle, gerekse söylemlerimizle, Türk memurunun; devletinin teminatı olduğunu ispat ettik. Ancak bizler açısından oldukça zor geçen bir yılı geride bırakıyoruz. Ekonomik krizin etkilerini yavaş yavaş hissettirdiği, işsizliğin Demoklesin kılıcı gibi çalışanların tepesinde durduğu, esnafın ayakta durmakta zorlandığı, memur, emekli, işçi, dul ve yetimlerin mali olarak geri plana atıldığı bir yılı geride bırakıyoruz. Milyonlarca işsizin iş bulmaktan ümidini kestiği, 1 milyon üniversite mezununun kapı kapı iş aradığı, yüz binlerce öğretmenin atama beklediği, memur, işçi, emekli geçim derdi içinde çırpınırken; 10 bin TL maaş alan milletvekillerinin “geçinemiyoruz” diye hayıflandığı bir yılı geride bırakıyoruz. Dönüp baktığımızda ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan hatırlamak istemeyeceğimiz bir yılı geride bırakıyoruz.  Hatırlanacağı gibi AKP, iktidara gelmeden önce hazırladığı “Acil Eylem Planı”nda, sendikalar ve siyasi haklar konusundaki engelleri ortadan kaldırma ve siyasilerin kamu görevlileri üzerindeki gereksiz müdahalelerini önleme taahhüdünde bulunmuş; “örgütlenme özgürlüğünün önü açılacak, sendikalaşma teşvik edilecek, kamu görevlilerinin grevli ve toplu sözleşmeli sendikal haklar ve özgürlüklere kavuşturulması için gereken mevzuat değişiklikleri gerçekleştirilecektir.” demiştir. Acil eylem planında yazan bu ifade, unutulmuş; Sayın Başbakan’ın 2004 yılında “size grev ve toplu sözleşme hakkı vereceğiz daha ne istiyorsunuz?” sözü tam 7 yıldır, tutulmamıştır. 2010 yılında kabul edilen Anayasa değişikliğine rağmen, 2011 sonuna geldiğimiz şu günlerde hala memurların bir toplu sözleşme kanunu yoktur. Üstelik uluslar arası sözleşmeler, yargı kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, “memurların grev hakkı vardır” derken, Anayasa değişikliği “hayır, memurun grev hakkı yoktur” demiştir. Yıllardır memurlarımızın toplu sözleşme ve grev hakkı için her platformda mücadele vermekteyiz. Memurların toplu sözleşme hakkına kavuşması, Türkiye Kamu-Sen’in ilkeli, cesur, ısrarlı ve planlı hareketi sayesinde olmuştur. Toplu sözleşme hakkının nasıl kullanılacağının belirleneceği kanunun hazırlık çalışmalarına da aynı önemi ve değeri vererek; ulusal ve uluslar arası ilkeler doğrultusunda hareket etmeye gayret gösterdik. Türkiye Kamu-Sen olarak, gelişmiş sendikal haklarla donatılmış, katılımcı bir toplu sözleşme hakkından yana olduğumuzu defalarca belirttik. Bu doğrultuda yürüttüğümüz kanun çalışmalarında gerek teknik düzeyde gerekse başkanlar düzeyinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik’le yaptığımız toplantılarda, toplu sözleşme hakkının memurlar tarafından etkili bir şekilde kullanılabilmesi için gerekli olan ilkeleri ortaya koyduk. Toplu sözleşme görüşmelerinde kamu çalışanlarının temsili ve toplu sözleşmeyi imzalama yetkisi ile ortaya çıkacak uzlaşmazlıklarda Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na başvuru hakkı gibi temel konularda Türkiye Kamu-Sen’in olmazsa olmazlarını Sayın Bakana defalarca bildirdik. Hepinizin yakından takip ettiği üzere bu üç önemli konuda taraflar arasında tam bir uzlaşma sağlanamadı ve Sayın Bakan, üzerinde anlaşılamayan konuları olduğu gibi Bakanlar Kurulu’na taşıyacağını ve tüm konfederasyonların çekincelerini orada açıklayacağını bildirdi.Hatta hayati konular diyebileceğimiz, bu konuların birçoğunda bizler gibi düşündüğünü de açıkladı ve “görüşlerimi Bakanlar Kurulu’nda da savunacağım” dedi. Ancak elimize ulaşan taslakta, bizlerin hiçbir talebinin yer almadığını, taslağın önemli konularının tamamen bir konfederasyonunun talepleri doğrultusunda hazırlandığını gördük.Bunun hemen ertesinde Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Bursa’da yaptığı bir konuşmada, kanunları, devlet adamlığını, uluslar arası sözleşmeleri hiçe sayarak, açıkça sendikalar arasında ayrımcılık yaptığını ortaya koydu. Bu dönemde devlet yönetimine, demokrasiye, tarafsızlık ve eşitlik ilkesine, düşünce ve ifade özgürlüğüne tezat oluşturacak şekilde kamu görevlilerine her türlü siyasi müdahalenin önü açılmış, siyasi baskılar had safhaya yükselmiş, memurlarımız ikna odalarına alınarak sendikalardan istifa ettirilmeye ve yandaş görülen bir sendikaya üye yapılmaya çalışılmıştır. 2011 yılında yapılan genel seçimlerde milletimizin AKP’ye gösterdiği teveccüh, başta yandaş olmayanlar olmak üzere tüm vatandaşlara baskı, dışlanmışlık ve ihmal olarak geri dönmüştür.Anayasa değişikliğine paralel olarak yapılması zorunlu olan kanun değişikliği, üzerinden 15 ay geçmiş olmasına rağmen hâlâ meclis gündemine taşınamamıştır. Bu yılın Ağustos ayında yapılması gereken toplu görüşmeler, kanun değişikliği gerekçesiyle ertelenmiş ama 2011 yılının sonu gelinmesine rağmen toplu pazarlık sistemi oluşturulamamıştır. Açıklanan resmi rakamlara göre dahi memur maaşları enflasyon karşısında erimiş; memurlar yüzde %2,18 alacaklı konuma gelmiştir. Gerçekte ise maaşlardaki erime çok daha yüksek oranlardadır.  2011 yılı her açıdan son derece zor bir yıl olmuştur. Ekonomik anlamda Türkiye’nin kendi mali yapısıyla ilgili sorunları varken, ekonomimiz bir taraftan da yurt dışı kaynaklı ekonomik kriz haberleriyle darbe almıştır. Öncelikle belirtmek isteriz ki, Avrupa’daki ekonomik krizin temel sebebi borç’tur ve Türkiye için de böyle bir risk söz konusudur. Türkiye’nin borç yükü incelendiğinde özellikle son 10 yıldaki borçlanmanın boyutlarının korkutucu olduğunu görmekteyiz. 2002 yılında 230 milyar Dolar dolayındaki borç yükü bugün 550 milyar Dolar seviyelerine gelmiştir. Her şeyin ötesinde her yıl bütçeye yüklediği faiz açısından bile son derece büyük bir risk taşıyan bu borçların, siyasi tercihlere, iç ve dış politikaya doğrudan etki ettiğini görmekteyiz.Dış ticaret açığı, yılın ilk 10 ayında tam 90 milyar Dolar; cari açık ise 65 milyar Dolar gibi gerçekten kaygı verici bir boyuta gelmiştir. Bu denli büyük açıkların kapatılması dünya ekonomisinde her şey yolunda giderken finansman bulma, borçlanma ve özelleştirmelerle belki mümkün gibi görünmekteydi. Ancak şimdi durum değişmiştir. Çünkü diğer ülkeler de kemer sıkmaya başladılar ve bu yıldan sonra Türkiye için de asıl büyük tehlike başlayacaktır.Biz Türkiye Kamu-Sen olarak bu uyarıyı yıllardır yapmaktayız. Ancak bizi kriz çığırtkanlığı yapmakla suçlayanlar şimdi bizimle aynı noktaya gelmiş durumdadırlar. 2011 yılının ilk çeyreğinden itibaren Avrupa’da yeni bir ekonomik kriz tehlikesi ortaya çıktığında Sayın Başbakan “kriz, bu kez teğet bile geçmeyecek” demişti.Ardından açıklanan büyüme rakamları, vatandaşların alım gücünün yükseleceği yönünde umutlanmalarına neden olmuştu. Ekonomideki 2011 yılının ilk çeyreğinde %11,6; ikinci çeyreğinde ise %8,8’lik büyüme, üçüncü çeyrekte de sürdü %8,2 oldu.Memur maaşına son bir yılda yalnızca %8,2 artış yapıldı. Aynı dönemde zorunlu tüketim mallarındaki artış soluksuz sürdü ve ekonomik büyüme memur maaşlarına küçülme olarak yansıtıldı. Ekonomideki bu denli yüksek oranlı büyüme dahi uygulanan ücret politikalarının çarpıklığı nedeniyle memur maaşlarının zorunlu tüketim harcamaları karşısında kayba uğramasını engelleyemedi. 2011 yılında Dolar’da %24, Euro’da %25 ve altın fiyatlarında %50’lik bir devalüasyon yaşandı.Ancak hiçbir yetkili bu gerçeği dile getirmemekte ve vatandaşlarımızı tedbir alması konusunda uyarmamaktadır.İthal ettiğimiz ürünlerin fiyatlarında bu devalüasyonun etkisini bizler, cebimizden çıkan para vasıtasıyla olumsuz olarak yaşamaktayız. Kasım ayı itibarı ile enflasyon %9,82; son altı aydaki artış ise %6,18 olmuştur. Her dönemde olduğu gibi memurlar, bu dönemde de ekonomik büyümeden pay alamadığı gibi reel olarak da telafisi güç kayıplar yaşamıştır. Özellikle ÖTV artışları nedeniyle otomobil, cep telefonu, sigara gibi ürünlerin fiyatlarına gelen %25-30’luk zamların yanı sıra suya %15, doğalgaza ve mutfak tüpüne %16; elektriğe %11, oranında zam yapılması ve akaryakıt fiyatlarının da düzenli olarak artması karşısında, adeta çalışanların pestili çıkmıştır. Son bir yıl içinde patlıcan %63, nohut %49, sivri biber %47, yumurta %41, çarliston biber %35, kabak %30, ayçiçeği yağı ve mandalina %29, taze soğan %28, ilaç parası ise %17 zamlanmıştır.Ayrıca önümüzdeki yıl yeniden değerleme oranlarının %10,2 olarak açıklanması ile büyük şok yaşayan çalışanlarımız, şimdiden 2012 yılında devletin tahsil edeceği motorlu taşıtlar, emlak, zorunlu sigorta gibi vergi ve harçların da en az %11 oranında artırılacak olmasının sıkıntısını yaşamaya başlamıştır. 2011 yılında memurun alım gücünde yaşadığı aylık ortalama kayıp, reel olarak %8; ekonomik büyüme ile birlikte değerlendirildiğinde %15 olmuştur. Bütün bu şartlar altında hâlâ bir kanun çıkarılamamış, toplu pazarlıklar yapılamamış ve milyonlarca memur, emekli ve aileleri yapılan zamlar altında ezilmişlerdir. Hal böyle iken, geçinemedikleri gerekçesiyle kendi maaşlarına %100 artış yapılırken, 2012 yılı için işçi ve emekli maaşlarına %3+3 zam yapılması, yetkililerin hâlâ vatandaşa şaşı baktığını göstermektedir. Ne kadar kaçarlarsa kaçsınlar, sonunda memurların toplu sözleşme kanunu mutlaka çıkacak ve yetkililer, Türkiye Kamu-Sen’le pazarlık masasına oturacaklardır. Bizler de kamu görevlilerinin sorunlarını ve yaşanan adaletsizlikleri bir bir gözler önüne sereceğiz. Ülkemizde, 2011 yılı içinde tam 6 ay boyunca demokrasi askıya alınmış; Türkiye 6 ay boyunca KARARNAMELERLE yönetilmiştir. Kanun Hükmünde Kararnamelerle bakanlıkların, kamu kurum ve kuruluşlarının yapısı değiştirilmiş, temel kanunlar üzerinde tahribat yapılmış, kadrolar iptal edilmiş, yeni kadrolar ihdas edilmiştir. Üst düzey birçok yöneticinin yerleri değiştirilmiş, bazı yöneticiler kızağa alınmıştır. Bütün bunlar yapılırken TBMM’deki 550 milletvekilinin varlığı hiçe sayılmış ve bu düzenlemeler, Bakanlar Kurulu’nun iki dudağından çıkan KHK’larla yapılmıştır.Böyle bir uygulama demokrasiye aykırı, tam anlamıyla bir diktatör yaklaşımı olmuştur.Bu KARARNAMELERDEN bir tanesi de Kasım ayı başında çıkarılan 666 sayılı KHK’dır.Eşit işe eşit ücret getireceği söylenen düzenleme memurlar arasında tam bir infial yaratmış ve yeni adaletsizlikler doğurmuştur. Öncelikle üst düzey bürokratların maaşlarında 750 TL ile 1250 TL arasında değişen artışlar sağlayan bu KHK, öğretmen, öğretim üyeleri, polisler, askerler, din hizmetleri çalışanları KİT çalışanları, postacılar, hekim dışı sağlık çalışanı, Maliye, Gelir İdaresi gibi kurumlarda çalışanlar ile tazminat, ikramiye, fazla mesai ücreti gibi ödemelerden yararlanan kamu görevlilerine hiçbir artış getirmemiştir. Hatta bazı çalışanların ele geçen ücretlerinde düşüşler bile yaşanacaktır. Bütün bunlara ek olarak, ülkemizde memurlara 1 saatlik fazla çalışma karşılığı olarak verilen ücret 1 TL’dir. İşçilerin ücretsiz yemek yediği yerde, kamu görevlileri öğle yemeklerinin bedelini cebinden ödemektedir. Kamu görevlisinin emekli ikramiyesi, bir oda bir salonluk ev almaya bile yetmemektedir. 4-C’li çalışanlar açlık sınırının altında bir ücrete mahkûm edilmişlerdir. Seçim öncesinde sözleşmeli statüdeki personele kadro hakkı getirilmiş ama İl Özel İdarelerinde çalışanlar, belediye çalışanları, üniversitelerde proje kapsamında çalışan 4/B’liler, TRT çalışanları, 4/C’li TÜİK çalışanları, 4/C’li özelleştirme mağdurları, 4/C’li DSİ çalışanları, Et ve Balık Kurumu çalışanları, Denizcilik Müsteşarlığı çalışanları, Ulaştırma Bakanlığı çalışanları, TMO çalışanları, TİGEM çalışanları, DHMİ çalışanları, Gençlik ve Spor uzmanları, TUREM çalışanları, usta öğreticiler, vekil öğretmen, ebe ve hemşireler, vekil İmam- Hatipler, fahri Kuran Kursu öğreticileri ve TOKİ çalışanları gibi 110 bin çalışan yok sayılmıştır. Şimdi ise sözleşmeli personel alımları bütün hızıyla sürmekte ve Hükümet adeta kendisini inkâr etmektedir. Türkiye Kamu-Sen olarak 2011 yılı boyunca saydığımız türden yüzlerce haksızlıkla karşı karşıya kaldık; memurların sesini iktidara duyurmak için mücadele ettik. Bu nedenle de son derece yoğun ve yorucu bir yıl geçirdik.Ama hükümet tarafından torpilli bazı konfederasyonlar yattıkları yerden sendikacılık yapmayı keşfettikleri için bizim yaşadığımız yoğunluğu yaşamadılar. Hazır üretilmiş politikaları gizli-açık destekleyerek, yapılan haksızlıkları görmezden gelerek ve üstüne yeni haksızlıklar ekleyerek günlerini geçirdiler. Önümüzdeki yıl Türkiye Kamu-Sen Konfederasyonunun kuruluşunun 20. yılı olacak.Geriye dönüp baktığımızda 20 yıl içinde değerlerimizden taviz vermeden, yolumuzdan şaşmadan verdiğimiz mücadelenin büyüklüğünü görüyor; bu camianın bir mensubu olmaktan bir kez daha gurur duyuyoruz. Mazimizden aldığımız güç ve hazla 2012 yılında devletimizin, milletimizin ve kamu görevlilerimizin önüne çıkarılacak her türlü engele karşı daha azimli bir mücadele sergileyeceğimizi bilmenizi istiyoruz. İnşallah 2012 yılı, devletimizin, milletimizin ve kamu çalışanlarının varlığının tehdit altında olmayacağı, raporlar, tasarılar, uygunsuz anayasa değişiklik talepleri ve dayatmalarla devletimizin altının oyulmayacağı; hiçbir ülkenin taşeronluğunu yapmadan, tüm vatandaşlarımız ve komşu ülkeler ile birlikte mutlu, huzurlu ve refah içinde yaşayacağımız bir dönemin başlangıcı olur diyor; yeni yılın hayırlara vesile olmasını diliyoruz.             Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim Sen  İstanbul İl Başkanı  Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan

Posted in Eğitim, Güncel, Manşet, Yaşam0 Yorum

HACIOĞLUNDAN ÖRNEK  DAVRANIŞ”İŞTE ADAMLIK BU”

HACIOĞLUNDAN ÖRNEK DAVRANIŞ”İŞTE ADAMLIK BU”

Hacıolu  Restaurant’ın sahibi işadamı Yılmaz esenYüz engelli çocuğu ve ailelerini ağırladı

Maltepe sahilindeki Hacıoğlu restaurnt da  Dünya engelliler günü nedeniyle Hacıoğlu ‘Sevgi Çiçekleri Evi Rehabilitasyon Merkezinde bulunan Yüz engelli çocuğu ve ailelerini ağırladı Restoranda yemeklerini yiyen davetliler, Park Shov eğlence merkezinde doyasıya eğlendiler. Hacıoğlu yönetim kurulu başkanı Yılmaz Esen çocuklarla bizzat ilgilenerek tüm çocuklara çeşitli oyuncaklar dağıttı.

Lahmacun ve kebap sektöründe franchise sistemiyle hızla büyüyen Hacıoğlu, Sosyal projelerin içinde her zaman yer alarak topluma örnek davranış segiliyor. Yardım ve sosyal hizmetlerini gelenek haline getiren Hacıoğlu maddi ve manevi desteğiyle Yaşlıların ve engellilerin her zaman yanında yer alıyor. Daha önce 18-24 Mart’ta kutlanan Yaşlılar Haftası’nda  yaşlılarımızı  unutmayan Hacıoğlu bin yaşlıyı yine restoranında ağırlamıştı.

Kültür ve Sanat etkinlikleri çerçevesinde yine engelli çocukların katıldığı 23 Nisan Resim yarışması düzenlemiş ve çocuklara hediyeler dağıtmıştı.Bu konularla ilgili görüşlerine başvurduğumuz  Hacıoğlu Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Esen “Kültür ve sanat adına etkinliklerimiz sürecek. Her yıl yaşlılar ve engelliler haftasında bu etkinliğimizi hiç aksatmadan yapıyoruz. Amacımız bu sosyal faaliyetlerimizin diğer işletmelere de örnek teşkil etmesidir. Biz bu çizgimizi korumaya devam edeceğiz hatta daha fazla sosyal projelerde yer almak için proje departmanımızla yoğun bir mesai içine bulunuyoruz” dedi

HACIOĞLU 46 YILDIR VAR.

Hacıoğlu lezzet yolculuğuna 1965 yılında Hacıoğlu ailesinin geleneksel tatlar sunan bu küçük dükkanında başladı. Hacıoğlu ailesi büyüklerinin başlattığı bu girişim bir kuşak sonra bu küçük dükkanın 100% Türk sermayeli bir gıda devi olmasına yol açtı.

HER YIL BÜYÜYEN  VE  GELİŞEN BİR MARKA
Hacıoğlu restoranları, Hacıoğlu ailesinin kebap ve lahmacunda özel bir lezzet anlayışından doğdu. 1965 yılında Bursa’da başlayan bu lezzet arayışı, bugün artık yarım asra yaklaşan deneyimiyle Türk hazır yiyecek sektöründe dev bir markaya dönüştü.

Kuruluşunun ilk yıllarında klasik lahmacun ve kebap restoranları şeklinde hizmet sunan Hacıoğlu. 1993 yılında “lahmacunda hızlı servis”e geçerek dünyada bir ilki gerçekleştirdi. Hacıoğlu, 1993 yılında yaptığı bu atılımla, fast food sistemini geleneksel Türk damak tadı ile bütünleştirdi.

Lahmacun ve Restoran sektöründe marka haline gelen ‘Hacıoğlu Lahmacun’ sosyal sorumluluk projelerini de art arda yapmayı sürdürüyor.Türkiye’de bir çok İl ve İlçelerde faliyetini sürdüren Hacıoğlu bu sektörde her zaman örnek olmuş bir kuruluştur.

Posted in Eğitim, Kültür ve Sanat, MAGAZİN, Manşet, Yaşam0 Yorum

İkizdere Derneği İstanbul Şubesini Açtı

İkizdere Derneği İstanbul Şubesini Açtı

Maltepe’de İkizdere derneği şubesi Açıldı. Açılışa çok sayıda Siyasetçi işadamları ve ikizdereli vatandaş katıldı.

İkizdere’nin en etkin STK’sı olan İkizdere Derneği, bünyesinde büyük bir eksiklik olarak görülen şubeleşme çalışmalarını hızlandırarak İstanbul Şubesini büyük bir katılım ve coşkuyla açtı.

İkizdere Derneği’nde yeni yönetim ilk öncelikli iş olarak İstanbul Temsilciliği’ni hayata geçirerek önemli bir başarıya imza attı. Kurulduğu günden bu yana derneğinde büyük bir eksiklik olarak görülen İstanbul Temsilciliği, İkizderelilerin de yoğun olarak ikamet ettiği İstanbul Maltepe’de açıldı. Dualism olarak son derece kolay bir noktada yer alan temsilciliğimiz, İkizderelilerin sorunlarına yönelik her türlü talebi dinlemeye ve sorunların çözümüne destek vermeye daha süratli ve etkin bir biçimde devam edecek.

Oldukça yoğun ilgi gösterilen açılışta yöresel halk oyunu ekipleri ve kemençe havalarının yanı sıra ziyaretçilere ikramda da bulunuldu. Açılışa   Rize Milletvekili Nusret Bayraktar olmak üzere, İkizdere Kaymakamı, İkizdere Belediye Başkanı, Eski Dönem Başkanlarından Musa Yılmaz, Kadem Ekşi ve Hasan Ekşi, ayrıca çok sayıda İkizdereli İş Adamları, Yöneticiler, Eski Vekiller, Bürokratlar ve İkizdereliler katıldı.   

Posted in Eğitim, Güncel, Manşet, Siyaset, Yaşam0 Yorum

Yardımcı Doçentlerin İntibakları Neden Yapılmıyor?

Yardımcı Doçentlerin İntibakları Neden Yapılmıyor?

Kamu-Sen’den memurların intibak haklarının verilmemesine tepki. YÖK’ün Kanun Tanımama Gibi Bir İmtiyazı Mı Var?

  Türk Eğitim-Sen olarak, Üniversitelerde çalışan akademik personelin en önemli sorunları içinde değerlendirdiğimiz Yardımcı Doçentlerin 3. Dereceden yukarı bir dereceye terfi edememe sorunu sendikamızın yoğun gayretleri sonucunda 3 Mart 2011 tarihli Resmi Gazete’nin 27863 tarihli sayısında yayınlanan 6114 nolu kanunla çözüldü.  Sorun çözüldü ama yardımcı doçentlerin kadroya intibakları, derece ve kademe ilerlemeleri henüz gerçekleştirilmedi. Bunun için derece sorununda olduğu gibi 29 yıl daha beklenmesi mi gerekiyor?

          Üniversite Rektörlükleri topu YÖK’e attı. Üniversiteler: “Yardımcı Doçent kadroları 3. Derece ile sınırlandırılmış olduğundan, 1. ve 2. Derece Yardımcı Doçent kadroları bulunmadığından, Üniversitemizde 1. ve 2. Derece kadrolara atanabilecek olanlar tespit edilerek… tarihli… sayılı yazımız ile Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığına iletilmiş, 1. ve 2. Derece Yardımcı Doçent kadroları istenmiştir. Söz konusu kadrolar geldiğinde işlem yapılacağı” belirtilmektedir. Üniversiteler bu yazıları YÖK’e yazalı yedi ayı geçti. YÖK’den ses seda yok. YÖK’ün bu haksızlığı giderecek mecali mi yok? Yoksa Kanun tanımama gibi bir imtiyazı mı var?

     Türk Eğitim Sen olarak, 14 Kasım 2011 tarihinde hem YÖK’e ve hem de Maliye Bakanlığına yazılı başvuruda bulunarak; 6114 Sayılı Kanunla Yardımcı Doçent kadrolarına 1. ve 2. Dereceye kadar yükselebilme imkânı getirildiği hatırlatılarak, ilgili Kanun’un yürürlüğe girmesinden bu yana uzunca bir süre geçmesine karşılık, halen Yardımcı Doçentlerin gerekli kadro intibakları yapılmadığı, derece ve kademe ilerlemelerinin gerçekleştirilmediği belirtilmiştir. Bir an önce ilgili Kanun’un 15. maddesi gereğinin yerine getirilmesi ve bu konudaki çalışmaların ne aşamada olduğu hususunun sendikamıza bildirilmesi istenmiştir.

 

          Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

 

            Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan

Türkiye Kamu Sen ve Türk Eğitim Sen

İstanbul İl Başkanı

Posted in Asayiş, Eğitim, Güncel, Siyaset0 Yorum

VELİDEN OKUL YÖNETİMİNE BAĞIŞ DAVASI

VELİDEN OKUL YÖNETİMİNE BAĞIŞ DAVASI

Kadıköy Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı bir Okulun velisi usulsüz Bağış istedikleri iddiası ile Okul yönetiminden şikayetçi oldu.Olay Kadıköy Dr. Sait Darga İlköğretim okulunda meydana geldi. İddiaya göre ana sıfı öğrencisi E.S. nin Velisini telefonla arayan Okul yönetimi Veliyi Okula çağırdı. Veli A.S. Okula gitti. Veli A.S.den  Hademe ve sınıf Annesi olduğunu iddia ettiği şahıslar  Sınıf giderleri için bir miktar para istedi. Ancak veli Bunu fazla buldu.Veli’nin iddiasına göre Hem Makbuzsuz para istiyorlardı, hem’de para isteyen insanlar yetkisiz insanlardı. Sınıf giderlerini ayrıca Okul’a malzeme veren kırtasiyeci aracılığı ile de  istemeleri  veliyi kızdırdı. Hakarete maruz kaldığını iddia eden veli tartıştığı Okul yönetimi ile Mahkemelik oldu. Gazetemize başvuran veli  A.S. Okul Müdürü’nün de konuya kayıtsız kaldığını iddia etti. Veli  A.S.nin  Acıbadem Polis Merkezine verdiği ifadesinde “devamlı kızımı ben Okul’a götürürdüm. Yaklaşık bir aydır psikolojik baskı altındaydım. Okul her gittiğimde bu parayı ne zaman ödeyeceğimi veliler toplantısında söylüyor. Bende veremeyeceğimi söylediğim halde verceksiniz! gibisinden zorluyorlar. Yaklaşık bir hafta önce Okul’a gittiğimde hademe Ş.hanım Sınıf Öğretmeni D. Hanım. sonradan Kırtasiyeci olduğunu öğrendiğim ismini bilmediğim bir bey vardı. Bu Bey bana kırtasiye paralarını vermek zorundasınız ,bunu bana veriyorsunuz Okul ile bir alakası yok dedi.Bunu ben topluyorum  şeklinde ifade veren Veli  Okul yönetimi ve Makbuzsuz para istediklerini iddia ettiği şahıslardan Görevi kötüye kullanmaktan  davacı oldu. Ayrıca BİMER ve Milli Eğitim Bakanlığına da şikayette bulunan veli hakkını Mahkemede aramaya  kararlı .Okul yönetiminin bu konu ile ilgili bir açıklaması olursa onlara da buradan söz hakkı vereceğiz Şu an bunlar iddia en doğru kararı Bu işte yetkili Mahkemeler ve Devletin konuyla ilgili organları verecektir.

Posted in Asayiş, Eğitim, Güncel, Manşet, Yaşam0 Yorum

Maltepe’de Cumhuriyet Töreni Yapıldı

Maltepe’de Cumhuriyet Töreni Yapıldı

Cumhuriyetimiz’in 88.Yılı Maltepede ve Tüm Türkiye’de Kutlandı.Maltepedeki Tören Maltepe Meydanında saat 13:00 da Atatürk Anıtına Çelenk Koyma Töreniyle Başladı.Törene Maltepe Kaymakamı Ahmet Okur,Belediye Başkanı Musatafa Zengin ,2.Zırhlı Tugay Komutanı Çok sayıda Siyasi Parti Temsilcileri Askeri ve Sivil Erkan ,Gaziler Katıldı.Çelenk koyma Töreni Cuma saatine denk gelince sivil Toplum Örgütleri Bu Törende Çelenk koyamadı.Tören Bittikten sonra meydanda Bir süre sohbet eden Kaymakam,Belediye Başkanı ve Siyasetçiler Tören alanını terkettiler.


Posted in Eğitim, Güncel, Manşet, Siyaset, Yaşam0 Yorum

MALTEPELİ MAKSEV’E SAHİP ÇIK

MALTEPELİ MAKSEV’E SAHİP ÇIK

    Maltepeli Hayırsever işadamlarının kurduğu ve bugüne kadar binlerce yoksula hayır yapan MAKSEV’i Maltepelinin elinden almak itiyorlar.1994 yılında Kurulan MAKSEV (Maltepe Kültür Eğitim.Çevre ve Spor Vakfı şimdiye kadar Maltepe ve Maltepeliye hizmet verdi.Şimdi ise Marmara Üniversite Rektörlüğü MAKSEV’i almak için harekete geçti.MAKSEV Kurulduğu günden bugüne kadar Binlerce öğrenciye burs.Binlerce yoksula Gıda yardımı Nakti yardım yaptı.Ayrıca Sıcak yemek desteği ve Binlerce dar gelirli Ailelerin Çocuklarına sünnet Şöleni düzenledi.kamu Kurum ve Kuruluşların sosyal Aktivitelerine de Ev sahipliği yaptı.Hiç bir parti ayırmaksızın hepsine aynı eşit mesafede yaklaşarak Toplantılarına ev sahipliği yaptı. Şu an halen Bölgemiz Okullarında yoksul ve dar gelirli Ailelerin Çocuklarına ücretsiz SBS hazırlık kursları düzenlemektedir.2010-2011 Maltepe Kaymakamlığı “ Yeni Nesil Öğretmenler projesi” eğitim sponsorluğunu üstlenmektedir.Maltepelinin Kurduğu bu hayır kurumuna Maltepeli sahip çıkmalı.Üniversite Hocalarına başka yerlerde sosyal alan bulsun!

Maltepeli Tepkili
Maltepeli MAKSEV’in kenidilerinden alınmak istenmesine oldukça tepkili bu konuda görüşüne başvurduğumuz bir çok siyasetçi ve işadamı Maltepe’ye hizmet veren bir kurumun şahıslara sosyal alan yapılacak olmasına tepki göstererek “Yıllardır insanlara faydalı olan bir kurumun Maltepeye faydası olmamış ve olmayacak birilerinin almasına sonuna kadar karşı çıkacaklarını bu konuda ellerinden geleni yapacaklarını söylediler.
Bizde Maltepede yayın yapan bir GABizde Maltepede yayın yapan bir Gazete olarak MAKSEV’in Maltepeliye ait olduğunu Marmara Üniversite Rektörüne buradan çağrıda bulunuyoruz.”Başkalarının emeği ile kurulmuş bir kuruma sahiplenmek sizin gibi aydınlara hiç mi hiç yakışmadı”diyoruz.

Posted in Eğitim, Genel, Güncel, Manşet, Siyaset, Yaşam0 Yorum

Okul açılışında pankart şoku!

Okul açılışında pankart şoku!

 

Maltepe Belediyesi’nin girişimleriyle Emay İnşaat tarafından Fındıklı Mahallesi’nde yaptırılan okulun açılışına Başkan Zengin’in kürsüye çağrılışı sırasında yapılan yanlış anons ve Zengin’in muhtara attığı fırça damgasını vurdu.

50 bin kişilik nüfusuyla Maltepe’nin en kalabalık mahallelerinden biri olan Fındıklı Mahallesi, yıllar süren girişimlerin ardından yeni okuluna kavuştu. Maltepe Belediyesi’nin girişimleri sonucunda Emay İnşaat tarafından yaptırılan okulun açılışı bugün yapıldı. Açılış törenine ilçe protokolü yoğun ilgi gösterdi. Açılışa, CHP İstanbul Milletvekillerinden Av. Mahmut Tanal ve Celal Dinçer, Maltepe Kaymakamı Ahmet Okur, Maltepe İlçe Milli Eğitim Müdürü Faik Kaptan, Maltepe Belediye Başkanı Mustafa Zengin, belediye başkan yardımcıları Nail Çiftçi, Ercan Köymen, Nimet Karabulut, Ömer Ekşioğlu ve Mehmet Bingöl, bağışçı firma olan Emay İnşaat’ın Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Çağlar, Maltepespor Kulüp Başkanı Nuri Erkoç, CHP Maltepe İlçe Başkanı Lütfü Binici, Fındıklı Mahalle Muhtarı Yaşar Kaygusuz, Maltepespor Genel Kaptanı Murat Devran, Maltepespor Teknik Direktörü Kamil Erdem, öğretmenler, öğrenciler ve çok sayıda öğrenci velisi katıldı.

Anons Şoku yaşandı: Fikri Zengin

Açılış öncesinde sırasıyla Mürüvvet Hanım İlköğretim Okulu Müdüresi Selmin Yön, Maltepe Belediye Başkanı Mustafa Zengin ve Maltepe Kaymakamı Ahmet Okur birer konuşma yaparak okul açılışının mahalle halkına hayırlı olması temennisinde bulundu. Konuşması için kürsüye çağrılan Maltepe Belediye Başkanı Mustafa Zengin, heyecandan dolayı kürsüye “Fikri Zengin” olarak çağrıldı. Kısa süreli yaşanan bu şoku, Başkan Zengin esprili bir dille iğneleyerek tatlıya bağladı.

Başkan Zengin ve Maltepe Kaymakamı Ahmet Okur, okulu mahalle halkına bağışlayan Emay İnşaat Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Çağlar’a Fındıklı halkı adına teşekkür ederek plaket takdim etti. Ayrıca okul yönetimi tarafından Kaymakam Okur’a, Başkan Zengin’e ve Başkan Yardımcısı Nail Çiftçi’ye plaket takdim edildi.

 

Derslikler gezildi

Konuşmaların ardından açılış kurdelesi kesildi. Kurdeleyi, milletvekilleri, Belediye Başkanı Mustafa Zengin, Kaymakam Okur ve okul öğrencileri birlikte kesti. Açılışın ardından okuldaki derslikler gezildi. Daha sonra öğrenciler tarafından oynanan folklör gösterisi beğeniyle izlendi. Açılış, hazırlanan kokteyl ile son buldu.

  

Başkan’dan Muhtara afiş fırçası

Açılışın sonlarına doğru Maltepe Belediye Başkanı Mustafa Zengin bağışçı firmaya afiş asarak teşekkür eden Fındıklı Mahalle Muhtarı Yaşar Kaygusuz’a pankartı astığı için sert bir şekilde çıkıştı. “O pankartı sen asamazsın. Teşekkür etmesi gereken kişi benim. Ancak ben teşekkür ederim” diyerek muhtarı azarladı. Pankartın amacının nacizane bir teşekkür olduğunu anlatmaya çalışan Muhtar Kaygusuz ile Başkan Zengin arasında ilginç diyaloglar yaşandı. Mahalle Muhtarı Yaşar Kaygusuz, bu sert tepki karşısında şaşkınlığını gizleyemedi.

 

Posted in Eğitim, Siyaset, Yaşam0 Yorum

Başkan Zengin’den yoğun tempo

Başkan Zengin’den yoğun tempo

Maltepe Belediye Başkanı Mustafa Zengin’in okulun açıldığı ilk günde yoğun bir programı vardı. İlçe genelinde yapılan çalışmaları yakından takip eden Başkan Zengin, güne ilk olarak İdealtepe Mahallesi’nde yer alan Namık Kemal Caddesi’ndeki faaliyetleri yerinde inceleyerek başladı. Maltepe’nin en uzun caddesi olan Namık Kemal Caddesi’nde yapımı devam eden alt yapı çalışmaları hakkında bilgi alan Zengin, çalışanlarla da bir süre sohbet etti.

“Esnafımız bizler için değerli”

Fırsat buldukça esnaf ziyareti yapmaya da önem veren Maltepe Belediye Başkanı Mustafa Zengin, Namık Kemal Caddesi’ndeki çalışmalar hakkında bilgi aldıktan sonra, cadde üzerinde bulunan esnafı da ziyaret ederek bol bol sohbet etti. Belediye çalışmaları hakkındaki fikirlerini soran ve sorunlarını dinleyen Zengin, “Esnafımız bizler için önemlidir. Esnafımızın ve vatandaşlarımızın sık sık kullandıkları cadde ve sokaklarda gereken çalışmaları yaparak, insana yakışır hizmet sunmaya çalışıyoruz” dedi.

ilk ziyaretçi Başkan Zengin oldu

Daha sonra Özel Marin Anaokulu’nu ziyaret eden Başkan Zengin, burada miniklerin sevgisiyle karşılaştı. Anaokulu öğrencileriyle konuşan ve onlarla oyun oynayan Zengin, Öğretmenlerle de bir araya gelerek bilgi alış verişinde bulundu. Geleceğimizin teminatı olan bu evlatlarımızın, Eğitime ilk olarak Anaokulundan başladıklarını belirten Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa Zengin, buralarda verilen eğitimin önemli olduğunu unutmamak gerekir dedi.

Fındıklı yeni okuluna kavuşuyor

Maltepe’nin 50 bin nüfuslu Fındıklı Mahallesi’nin yıllardır kanayan yarası durumunda bulunan ve Maltepe Belediye Başkanı Mustafa Zengin’in üstün gayretiyle aşılan okul problemi, artık yerini huzura bırakıyor.  Bir süredir yapımı hızla devam eden Meslek Lisesi inşaatı, son aşamaya gelindi. Birçok yeteneği ülkeye kazandırmak için emek verecek olan Meslek Lisesi inşaat çalışmaları yerinde görerek son durum hakkında çalışanlardan bilgi aldı. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Maltepe Belediye Başkanı Mustafa Zengin, bu konu üzerinde titizlikle durduğunu belirterek, “Vatandaşımız biraz daha sabretsin. Çok yakında hep beraber açılışımızı gerçekleştireceğiz” dedi.

Posted in Eğitim, Siyaset0 Yorum

İstanbul’da öğretmen açığı 25 bin

İstanbul’da öğretmen açığı 25 bin

Türk Eğitim-Sen ve Türkiye Kamu-Sen İstanbul İl Başkanı M. Hanefi Bostan, İstanbul’da 25 bin öğretmen açığının olduğunu söyledi. Hanefi Bostan, yaptığı açıklamada 19 Eylül 2011 tarihi itibariyle İstanbul’da toplam 25 bin öğretmen norm kadro açığı bulunduğunu ve bunların büyük çoğunluğunun branş öğretmenlerinden oluştuğunu kaydetti. Bostan, “Eğitim ve öğretimin başladığı bugün itibariyle 3471 Rehberlik Öğretmeni, 2516 Zihin- Görme ve İşitme Engelliler Sınıfı Öğretmeni, 1755 Beden Eğitimi Öğretmeni, 1371 Sınıf Öğretmeni, 1352 Türk Dili ve Edebiyatı, 1284 Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni, 1192 Teknoloji ve Tasarım Öğretmeni, 1186 Okul Öncesi Öğretmeni, 1050 İngilizce Öğretmeni, 837 Lise Matematik Öğretmeni, 304 İlköğretim Matematik Öğretmeni, 782 Fen ve Teknoloji Öğretmeni, 479 Müzik Öğretmeni, 438 Resim Öğretmeni, 427 Coğrafya Öğretmeni, 330 Türkçe Öğretmeni, 358 Sosyal Bilgiler Öğretmeni, 324 Tarih Öğretmeni ve 178 Biyoloji Öğretmenine acilen ihtiyaç bulunmaktadır” dedi.


Hanefi Bostan, acil ihtiyaç duyulan diğer öğretmen branşları ve sayıları hakkında şu bilgileri verdi:

“94 Felsefe, 48 Bilişim Teknolojileri, 59 Fizik, 156 Kimya ve Kimya Teknolojileri, 33 Sağlık Bilgisi, 47 Çocuk Gelişimi ve Eğitimi, 99 Giyim-Üretim Teknolojisi, 145 Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri, 25 Kuyumculuk Teknolojisi, 93 Muhasebe ve Finansman, 24 Pazarlama ve Perakende, 19 Tesisat Teknolojisi ve İklimlendirme, 29 Ulaştırma Hizmetleri, 40 Yiyecek-İçecek Hizmetleri, 21 Seramik ve Cam Teknolojisi, 22 Denizcilik/Gemi Yönetimi ve Kaptanlığı, 85 El Sanatları Teknolojisi, 66 Nakış, 62 Elektrik, 43 Elektronik, 16 Endüstriyel Otomasyon Teknolojileri, 24 Gıda Teknolojisi, 23 Grafik ve Fotoğraf, 18 İnşaat Teknolojisi, 17 Sağlık/Radyoloji, 20 Sağlık/Hemşirelik, Sağlık/Anestezi ve Reanimasyon”
Türk Eğitim-Sen ve Türkiye Kamu-Sen İstanbul İl Başkanı Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan, “İstanbul’da toplam 98 bin 940 norm kadro olmasına karşın, bu kadronun 77 bin 509′unun kadrolu ve 27 kişisinin de sözleşmeli olarak istihdam edildiğini geriye kalan 21 bin 528 öğretmen kadrosunun Milli Eğitim Bakanı ve Maliye Bakanı’nın keyfi tutumlarından dolayı” doldurulmadığını, okulöncesi ve ilköğretimde yeni açılan sınıflarla birlikte İstanbul’un öğretmen açığının yaklaşık 25 bin olduğunu ileri sürdü.

İstanbul’da Anadolu Liselerinin dışındaki okullarda sınıf mevcutlarının çok kalabalık olduğunu ve bu sayının birçok okulda 50 kişinin üzerinde olduğunu ve hatta bazı semtlerde 60-70 kişilik sınıfların bulunduğunu söyleyen Hanefi Bostan, bu şekilde eğitimin sağlıklı yürütülemeyeceğini savundu. Bostan, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer ‘in, bir önceki Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu döneminde verilen 55 bin öğretmen atanacağı sözünün yerine getirilemediği için öğretmen adaylarından özür dilemekle birlikte öğretmen açığı gerçeğinin devam ettiğini ve bu sorunun çözülmesi için Hükümetin gerekli maddi fedakarlığı yapması gerektiğini ifade etti.


Hanefi Bostan, hükümetin bu olaya el koyması, 350 bine varan Eğitim Fakültesi ve Fen Edebiyat Fakültesi mezunu öğretmen adaylarından en az 50 bininin kadrolu olarak 2011 yılının sonuna kadar atamasının yapılması gerektiğini ve acil ihtiyaç duyulan dersliklerin bir an önce yapılmasının sağlıklı bir eğitim ve öğretim için şart olduğunu söyledi.

Posted in Eğitim, Yaşam0 Yorum

Koncuk’tan Açıklama

Koncuk’tan Açıklama

   Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk Eğitim öğretim yılı dolayısıyla bir Basın Açıklaması yaptı koncuk yaptığı açıklamada şunları söyledi.

 Okullarımız, 2011-2012 eğitim-öğretim yılına dağ gibi sorunlarla başlamaktadır. Bugün elimizde kaybedilmiş, boşa geçen koca bir yıl bulunmaktadır. Geçtiğimiz dönemde işinde yetkin olmayan, beceriksiz, eğitime, eğitimciye uzak, birleştirmekten çok bölen, ayrıştıran, kadrolaşmayı hedefleyen kişiler tarafından yönetilen Milli Eğitim Bakanlığı sorunların merkezi haline gelmiştir. Dolayısıyla yeni eğitim-öğretim yılında yeni Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in işi bir hayli zordur.

      2012 YILI SONUNA KADAR 150 BİN ÖĞRETMEN ATAMASI YAPILMASINI İSTİYORUZ

     Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen açığına bir türlü çözüm üretememiştir. Yıllar geçmesine rağmen hala rafta duran bu sorun, eğitimin bitmeyen çilesidir. Bugün öğretmen açığı Bakan Dinçer’in açıklamasına göre 150 bin’dir.   Atama bekleyen öğretmen sayısı ise yıldan yıla artmaktadır. Tam 350 bin öğretmen öğrencilerine kavuşacağı günü iple çekmektedir. Eğitim fakültelerinde yıllarca dirsek çürüten gençler en büyük sınavı okullarından mezun olunca vermektedir. Çünkü öğretmenler mezun olu nca işsizlik gerçeğiyle yüzleşmektedir. Büyük bir şevkle, heyecanla görevlerini yapmayı bekleyen gençlerimiz ya öğretmen diplomasıyla işsiz olarak sokaklarda gezmekte, ya kendi mesleği dışındaki işlerde çalışmakta, ya da özel okullarda, dershanelerde olumsuz çalışma koşulları ve düşük ücretlerle çalıştırılarak sömürülmektedir. Bakanlığın kapısında çaresizliğini haykıran, psikolojisi bozulan, yaşayan ölü haline gelen, hatta atanamadığı için intihar eden öğretmenler bu ülkenin dramıdır. İşsiz kalmaktansa ücretli öğretmen olarak çalışmayı yeğleyen gençlerimizde sistemin kurbanı olmaktadır. Bu istihdam modeli gençlerimizin çaresizliğinden faydalanma anlamına gelmektedir. Her yıl 80 bin civarında ücretli öğretmen görevlendirilmektedir. Milli Eğitim Bakanlığının öğretmen açığını gidermek için kadrolu öğretmen atamak yerine, mevsimlik işçi gibi ücretli öğretmenler çalıştırması sömürü çarkının devlet eliyle döndüğünü göstermektedir. MEB ücretli öğretmen uygulamasıyla bilerek ya da bilmeyerek öğretmenlik mesleğinin onurunu ayaklar altına almaktadır. Şayet ücretli öğretmen alımına son verilmezse, önümüzdeki yıllarda bu istihdam modeli yaygınlaşacak ve öğretmenlerin geleceklerini tehdit edecektir. Sözleşmeli öğretmenleri kadroya geçiren hükümet, ücretli öğretmen sorununa da el atmalı ve bu ucube istihdam modeline son vermelidir. 

     Milli Eğitim Bakanlığının atama politikası iflas bayrağını çekmiştir. Her yıl yapılan avu ç içi kadar atama ile öğretmen açığının giderilemeyeceği ve atama bekleyen öğretmen sayısı azaltılamayacağı aşikârdır. Aksine bu atama politikasıyla Bakanlığın kapısında elinde diplomasıyla isyan eden öğretmen sayısı önümüzdeki yıllarda 500 bini bulacaktır. Buna dur demek için Bakanlığın yeni ve kabul edilebilir bir öğretmen istihdam politikası oluşturması gerekmektedir. Bu kadar öğretmen açığına ve atama bekleyen öğretmene rağmen, inatla az sayıda öğretmen alımı yapılması kabul edemeyeceğimiz, içimize sindiremeyeceğimiz bir durumdur. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’den öğretmen açığı sorununu ve atama bekleyen öğretmenleri öncelikli gündemine almasını ve Milli Eğitim Bakanlığında yeni bir atama politikası oluşturmasını talep ediyoruz. Bakan Dinçer, Maliye Bakanlı ğı üzerinde baskı kurarak, Bakanlar Kurulunu harekete geçirerek, gerekiyorsa Sayın Başbakanı sıkıştırarak bu kangren haline gelmiş sorunu çözmelidir. ‘Bütçe yetersiz’, ‘kadromuz kısıtlı’ söylemleri en azından eğitim için geride kalmalıdır. Çünkü eğitimin sorunlarını ertelemeniz, ötelemeniz mümkün değildir. Bu nedenle Türk Eğitim-Sen olarak talebimiz Ömer Dinçer’in 150 bin öğretmen açığı tespitinden hareket ederek; 2011 yılı sonuna kadar 50 bin, 2012 yılında da 100 bin olmak üzere 2012 yılı sonuna kadar toplam 150 bin kadrolu öğretmen ataması yapılmasıdır. Milli Eğitim Bakanlığı ancak 2012 yılı sonuna kadar 150 bin öğretmen ataması yaparsa hem öğretmen açığı sorununu çözer hem de atama bekleyen öğretmenleri rahatlatır.

Öte yandan Türk Eğitim-Sen olarak öğretmen istihdamıyla ilgili birtakım önerilerimiz bulunmaktadır. Bilindiği gibi okullaşma oranları okul öncesinde 4-5 yaş yüzde 43,10; ilköğretimde yüzde 98,41; ortaöğretimde yüzde 69,33’tür. Okullaşma oranlarını yüzde 100’e çıkardığımızda ciddi bir öğretmen açığı oluşacaktır. Yine derslik başına düşen öğrenci sayısını Avrupa Birliği seviyesine ulaştırdığımız zaman öğretmen ihtiyacı oluşacaktır. Ayrıca eğitim-öğretim sadece okulla ya da okul saatleriyle sınırlı değildir. TÜİK verilerine göre ülkemizde 4 milyon 640 bin kişi okuma-yazma bilmemektedir. Okur-yazar olmayanları da eğitim sürecine dâhil edebilirsek öğretmen ihtiyacı oluşacaktır. Ayrıca öğrencilerin okul saatleri dışında da rehber öğretmene ihtiyacı bulunmaktadır. Her 10-15 öğrenciye bir etüt öğretmeni istihdam edilebilir. Bunlar dışında öğretmen istihdam etmek için başka projeler de hayata geçirilebilir (gezici okullar gibi). Bu projeler hayata geçirildiği takdirde şu anda atama bekleyen tüm öğretmenler atansa dahi Türkiye’de yine çok fazla öğretmene ihtiyaç olacaktır.

        DERSLİK AÇIĞI DA YENİ EĞİTİM-ÖĞRETİM YILININ EN BÜYÜK SORUNLARINDAN

      Okullarımızda öğretmen açığının yanı sıra derslik açığı sorunu da büyük bir handikaptır. MEB verilerine göre 2010-2011 eğitim-öğretim yılında derslik başına düşen öğrenci sayısı ilköğretimde 31, ortaöğretimde 34’tür. Ancak derslik başına düşen öğrenci sayısı Büyükşehirlerimiz ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizde daha fazladır. Derslik başına düşen öğrenci sayısı İstanbul’da ilköğretimde 45, ortaöğretimde 41; Ankara’da ilköğretimde 35, ortaöğretimde 35; Bursa’da ilköğretimde 3 6, ortaöğretimde 39; Adana’da ilköğretimde 38, ortaöğretimde 40; Ağrı’da ilköğretimde 43, ortaöğretimde 32; Van’da ilköğretimde 45, ortaöğretimde 37; Şanlıurfa’da ilköğretimde 53, ortaöğretimde 42; Diyarbakır’da ilköğretimde 44, ortaöğretimde 49, Batman’da ilköğretimde 44, ortaöğretimde 56; Mardin’de ilköğretimde 42, ortaöğretimde 40’dır. OECD Bir Bakışta Eğitim 2010 Raporuna göre ise ilköğretimde ortalama sınıf mevcudu 21,6, ortaöğretimde 23,9’dur. Buna göre OECD ülkeleri baz alındığında derslik açığı ülkemizde ilköğretimde 149 bin 986,  ortaöğretimde 48 bin 366’dır. Tüm bu veriler, Milli Eğitim Bakanlığının derslik açığını gidermek için en kısa zamanda harekete geçmesi gerektiğini göstermektedir.

       PARÇALANMIŞ ÖĞRETMEN AİLELERİ YÜREK BURKUYOR

     Parçalanmış öğretmen aileleri eğitimde kanayan bir yaradır. Eşlerinden, çocuklarından uzakta görev yapmak zorunda kalan, aileleri parçalanan öğretmenler aile hasreti çekmektedir. Bu noktada Milli Eğitim Bakanlığı’nın birleştirici kimliğiyle hareket etmesi gerekmektedir. Yıllarca ailelerinden ayrı olan öğretmenler ciddi bir travma yaşamaktadır. MEB’in yanlış politikası nedeniyle ailenin kutsallığı zedelenmektedir ve evlilikler tehdit altındadır. MEB il emrine atanma hakkı vermiştir ancak hala eş durumu özründe kısıtlamalar bulunmaktadır. Öğretmenlerin bir kısmı il merkezlerine atanma imkânı bile bulamamaktadır. Örneğin bir eş Ankara merkezde görev yaparken, diğer eş Ankara’nın ilçesi Haymananın bir köyünde görevlendirilmektedir. Dolayısıyla mesafeler yine eşleri bölmektedir. Yeni Teşkilat Yasasında özür grubu tayinlerinin sadece yaz aylarında yapılacağı hükmedilmiştir. Bu son derece yanlış bir karardır. Bilhassa, eş durumu özrü birinci yarıyıl sonunda ve ikinci yarıyıl sonunda yapılmaya devam edilmelidir. Bakanlığın bu soruna en kısa sürede çözüm bulması ve aileleri birleştirmesi gerekmektedir.

       KADROYA GEÇEN TÜM SÖZLEŞMELİLER KHK İLE TANINAN HAKLARDAN YARARLANMALIDIR

     Bilindiği gibi seçimler öncesinde Kanun Hükmünde Kararname ile tüm sözleşmeliler kadroya alınmıştı. Sözleşmelilerin kadroya alınması konusunda Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen yıllarca mücadele vermiş, hatta hükümet ve Milli Eğitim Bakanlığı ile köprüleri atma noktasına gelmişti. Hal böyleyken hükümetin sözleşmelilere kadro konusunda böylesine olumlu bir adım atması tüm sözleşmeli çalışanları olduğu gibi sendikamızı da sevindirmiş, verdiğimiz mücadelenin karşılığını almak bizleri onurlandırmıştır. Öte yandan hükümet sözle şmeli personeli kadroya geçirirken sadece KHK ile geçiş yapanlara birtakım haklar vermiş, onlara avantaj sağlamıştır. KHK ile kadroya geçen sözleşmeliler aday öğretmen olmayacaktır, sözleşmeli öğretmenlik görevine 06/05/2010 tarihinden önce başlayanlar zorunlu hizmetten muaftır, sözleşmeli öğretmenliğe başladıkları tarih itibari ile bir yıllık süreyi tamamlamış olanlar kılavuzlarda belirtilen gerekli şartları taşımaları kaydıyla iller arası isteğe bağlı yer değiştirme, alan değişikliği ve yaz dönemi özür durumuna bağlı yer değiştirmelere başvuruda bulunabilmektedir. Ancak bu haklar KPSS’de ecel teri döken, şifreyle değil, bileğinin hakkı ile sınav kazanan ve puan üstünlüğüne göre ataması yapılan yani 632 sayılı KHK’dan önce kadroya geçen sözleşmeli öğretmenlere verilmemiştir . Durum böyle olunca ortaya çıkan bu eşitsizlik eğitim camiasında rahatsızlık yaratmıştır. KPSS’de sağladığı başarı sonucunda kadroya geçenler adeta cezalandırılmaktadır. Bu nedenle Milli Eğitim Bakanlığı en kısa sürede yaşanan haksızlığa son vererek, KPSS’de puan üstünlüğüne göre kadroya atanan öğretmenlerin de aynı haklardan yararlanmasını sağlamalıdır.

       MAAŞLARI YILDAN YILA ERİYEN EĞİTİM ÇALIŞANLARI YOKSULLUĞUN AĞLARINA TAKILIYOR

      Eğitimciler özveriyle çalışmalarına rağmen, maaşları yıldan yıla erimektedir. Hükümetin verdiği çok düşük zamla geçimlerini sağlamaya çalışan eğitim çalışanları yoksulluğun ağlarına takılmaktadır. Türkiye’de dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı bugün 3.090,69 TL’dir. Öte yandan altın fiyatlarının adeta uçuşa geçtiği, dolar ve euro’nun tavan yaptığı bugünlerde ekonomik krizin ayak sesleri de duyulmaya başlanmıştır. Ekonomik krizlerden en çok etkilenen kesimlerin başında gelen eğitim çalışanlarının maaşlarının g&uum l;nümüz koşullarına uygun olması gerekmektedir.

     Türkiye’de eğitim çalışanları artık alt ekonomik gelir grubunda yer almaktadır. Ek işle ayakta durmaya çalışan, borçla yaşayan eğitimcilerin toplumda itibarları da giderek azalmaktadır. Kısacası Milli Eğitim Bakanlığı tarafından koruyup, kollanmayan çalışanlar, tek başına ayakta durma, hayata tutunma mücadelesi vermektedir. Türkiye eğitim çalışanlarının maaşları açısından OECD ülkelerinin oldukça gerisindedir. AB’yi hedefleyen bir ülkenin kendi eğitimcisine düşük maaş vermesi ağlanacak bir tablodur. OECD Bir Bakışta Eğitim 2010 yılı raporuna göre Lüksemburg’da ilköğretimde göreve yeni başlayan bir öğretmen yıllık brüt 48 bin 793, en yüksek derecedeki bir ö ğretmen yıllık brüt 101 bin 163 dolar, Almanya’da ilköğretimde göreve yeni başlayan bir öğretmen yıllık brüt 43 bin 524 dolar, en yüksek derecedeki bir öğretmen yıllık brüt 58 bin 510 dolar, Kore’de ilköğretimde göreve yeni başlayan bir öğretmen yıllık brüt 31 bin 532 dolar, en yüksek derecedeki bir öğretmen yıllık brüt 87 bin 452 dolar kazanırken, İngiltere’de ilköğretimde göreve yeni başlayan bir öğretmen yıllık brüt 30 bin 534 dolar, en yüksek derecedeki bir öğretmen 44 bin 630 dolar kazanırken;  OECD 2009 yılı raporuna göre Türkiye’de göreve yeni başlayan bir öğretmenin yıllık brüt 14 bin 63 dolar, en yüksek derecedeki bir öğretmenin de yıllık brüt 17 bin 515 dolar kazanması utanılacak bir durumdur.

  & nbsp;  Öte yandan öğretmen, memur, şef, hizmetli, daktilograf, teknisyen kısacası tüm eğitim çalışanlarının Milli Eğitim Bakanlığının yanında olduğunu hissetmesine ihtiyacı vardır. Hizmetli, memur gibi personelin görev tanımları yoktur, atama ve yer değişmelerine ilişkin yönetmelik yayınlanmamıştır. Bu personel yıllarca üvey evlat muamelesi görmüş, horlanmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı personeli diğer bakanlıklarda aynı işi yapan personele göre daha düşük ücret almaktadır.

     OKULLARDA SALGIN HASTALIKLARA KARŞI HİZMETLİ PERSONEL SAYISI ARTIRILMALIDIR

    Okullarda hizmetli personel sayısı yetersizdir. Buna rağmen, Bakanlık ısrarla yeterli hizmetli istihdam etmemektedir. Kimi okullar hizmetli personel olmadığından mikrop yuvasına dönerken, hastalıkların adresi haline gelirken, kimi okullar da hizmetli ihtiyacını özel firmalar tarafından karşılamaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı kendi hizmetlisini istihdam etmekten aciz bir Bakanlık görünümündedir.

     MAHRUMİYET BÖLGELERİNDE GÖREV YAPAN ÖĞRETMENLERE EK TAZMİNAT ÖDEMESİ YAPILMALIDIR

    Ek ders esaslarında köklü değişiklikler yapılmalı ve bu alanda yaşanan adaletsizlikler son bulmalıdır. Mahrumiyet bölgelerinde görev yapan öğretmenlere ek bir tazminat ödemesi mutlaka yapılmalıdır. Aksi takdirde bu bölgelerden kaçış devam edecek, öğretmen ihtiyacı ehil olmayan, pedagojik formasyondan yoksun kişilerce karşılanmak zorunda kalınacaktır.

     ROTASYON UYGULAMASI ADİL YAPILMALI, ÖĞRETMEN ATAMA VE YER DEĞİŞTİRME YÖNETMELİĞİ YAYINLANMALIDIR

    Milli Eğitim Bakanlığı son yıllarda rotasyon uygulamasını hayata geçirmiştir. Okul müdürleriyle başlayan rotasyon süreci eğitim müfettişleri ve okul müdür yardımcıları ile devam etmektedir. Türk Eğitim-Sen olarak adil bir rotasyon uygulaması yapılmasının mücadelesini verdik ancak anladığımız anlamda objektif kriterler belirlenemedi ve alt yapısı iyi oluşturulmamış, başarı ve başarısızlığı ölçen bir rotasyon uygulaması yapılamadı. Bunun yerine okul yöneticilerinin sadece mutlak yer değiştirmesine yönelik bir uygulama ile karşı karşıya kalındı. Anlaşılıyor ki, MEB bu gayri adil uyg ulamayı aynı yöntemlerle yapmaya kararlı, bu gidişle öğretmenleri de kapsama alan bir yer değiştirme furyası ile karşı karşıya kalınacaktır.

Öğretmen atama ve yer değiştirme yönetmeliği hala yayınlanmamıştır. Bu durum öğretmenlerimizin rahatsızlığına sebep olmakta, tereddütler yaşanmasına sebep olmaktadır. Gerek rotasyon gerekse öğretmen atama ve yer değiştirme yönetmeliği konularında Türk Eğitim-Sen’in talepleri dikkate alınmalıdır. Aksi takdirde yeni hukuki problemlerle karşı karşıya kalınması kaçınılmaz olacaktır.

     YANDAŞ, TORPİLLİ GEÇİCİ ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ GÖREVLENDİRMELERİ İPTAL EDİLMELİDİR

    İlçe Milli Eğitim Müdürlerinin geçici görevlendirmelerinin iptali ile ilgili Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer önemli bir adım atarak, bu görevlendirmeleri iptal etmiştir. Bunu önemli ve başarılı bir adım olarak görüyor ve takdirle karşılıyoruz. Ancak sayıları 1500’ü bulan geçici şube müdürleri hala görevlerinin başındadır. Birçoğu hiçbir özelliğe ve bilgi birikimine sahip olmayan, tek özelliği birilerinin adamı olmak olan bu geçici şube müdürlerinin görevlendirilmesi de bir an önce sona erdirilmelidir. En kısa zamanda şu be müdürlüğü sınavı yapılarak bunların yerine asaleten atamalar yapılmalıdır.

Görüldüğü üzere okullarımız yeni eğitim-öğretim yılına yine çözülmeyi bekleyen uzun bir sorunlar listesiyle girmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı sendikamızın tespit ettiği bu sorunlara el atmalı, sağlıklı, kaliteli bir eğitim-öğretim yapılabilmesi için tüm imkânlarını seferber etmelidir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Posted in Eğitim, Genel, Manşet, Yaşam0 Yorum

Fındıklı Mahallesi Okuluna Kavuştu

Fındıklı Mahallesi Okuluna Kavuştu

 Maltepe Fındıklı Mahallesinde yapımına başlanan Okul inşaatı yeni döneme hazır.Maltepe Belediyesi’nin kendi arazisine bağışçılar aracılığı ile yaptırdığı okul 2011-2012 eğitim öğretim dönemine yetişiyor. Maltepe Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa Zengin, kendi adını taşıyan okul ile ilgili şu açıklamayı yaptı “Öncelikle Fındıklı Mahallesindeki ilköğretim öğrencilerine bu benim bu dönem hediyem olsun. Meslek Lisesi olarak başladığımız inşaatımız tamamlandı. Ancak bu okulumuz bu yıl ilköğretim öğrencilerine hizmet verecek. İstanbul’un orta yerinde taşımalı eğitim ayıbından bu yıl bu çocuklarımızı kurtarıyoruz. Maltepe Kaymakamlığı ile birlikte okulun teşrifatı tamamlanacak ve yeni eğitim döneminde çocuklarımız kendi mahallelerinde eğitim görebilecek. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yaptırılması planlanan okul sorununun çözümünün ardından, temelini atacağımız diğer okul ile birlikte burası Meslek Lisesi olarak gençlerimizi ağırlayacak. 16 derslikli okulda çocuklarımızın aydınlık yarınlara daha güvenle huzurla hazırlanacağına inanıyorum. Bu benim Belediye Başkanı olmaktan önce eğitimci olarak insan olarak görevim. Avrupa Başkentinde 70-80 kişilik sınıflarda ders gören kendi mahallelerinin dışındaki okullara  Belediyenin  servis araçları ile götürülen öğrencilerimiz bu yıl bu sıkıntıları çekmeyecek. Başkan seçildikten sonra sıklıkla amacımın siyaset değil hizmet olduğunu dile getirdim. Ve bu sözümü tutmaktan dolayı onur duyuyorum’’dedi.

Posted in Eğitim, Genel, Kültür ve Sanat, Manşet, Siyaset, Yaşam0 Yorum

İsmail Koncuk’tan Basın Açıklaması

İsmail Koncuk’tan Basın Açıklaması

Toplu sözleşme ile ilgili gerekli yasal düzenlemelerin ele alındığı Üçlü Danışma Kurulu toplandı.

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk: “Kamu görevlilerimizin toplu sözleşme hakkını tam olarak kullanabilmesi ve insan onuruna yaraşır bir ücretle, adil, demokratik ve çağdaş bir çalışma ortamına kavuşması için ilkelerimizden asla taviz vermeyeceğiz” dedi.

Üçlü Danışma Kurulu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik başkanlığında Türkiye Kamu-Sen, diğer memur konfederasyonları ve bakanlık bürokratlarının katılımıyla gerçekleşti.Toplantıya Türkiye Kamu-Sen adına Genel Başkan İsmail Koncuk, Genel Mevzuat Sekreteri İsmail Karadavut, Genel Toplu Sözleşme Sekreteri Necati Alsancak ile uzman heyetimiz katıldı.

Yaklaşık 4 saat süren  Üçlü Danışma Kurulu Toplantısında kamu görevlilerinin toplu sözleşme hakkını kullanabilmesi için yapılacak yasal düzenleme ile ilgili oluşturulan teknik komitenin raporu üzerinde görüş alışverişinde bulunuldu ve Konfederasyonumuz, toplu sözleşme hakkı konusundaki kırmızı çizgilerini Bakan Faruk Çelik’e de iletti.

Toplantıda tarafların üzerinde anlaştığı adaylık ve deneme süresini tamamlamayan kamu görevlilerinin de sendikalara üye olabilme ve sendika kurabilmesinin sağlanması, il ve ilçelerdeki sendika ve konfederasyon temsilcilerinin hukuki statüye kavuşturulması, toplu sözleşme görüşmelerinin Eylül ayı içinde gerçekleştirilmesi gibi konularda Bakan’a bilgi verildi.

Türkiye Kamu-Sen’in üzerinde ısrarla durduğu ve henüz tam olarak netleşmeye n, sendika üyesi olamayacak kamu görevlilerinin kapsamının daraltılması, toplu sözleşmenin hangi unsurları kapsayacağının belirlenmesi, toplu sözleşme görüşmelerinde kamu çalışanlarının temsili ve toplu sözleşmeyi imzalama veya ortaya çıkacak uzlaşmazlıklarda Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na başvuru hakkı gibi temel konular ise Türkiye Kamu-Sen’in olmazsa olmazları olarak ortaya konuldu.

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk toplantıda kamu görevlilerini ilgilendiren, mali, sosyal ve özlük hakları başta olmak üzere tüm konuların toplu sözleşme kapsamı içinde değerlendirilmesi, kamu görevlilerinin pazarlıklar esnasında mümkün olan en geniş şekilde temsil edilmesi ve anlaşmazlık durumunda Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na başvuru hakkının kısıtlanmaması gerektiğine ısrarla vurg u yaptı.

Gelişen demokrasi anlayışının, çoğunluğun azınlığa tahakkümünü değil; geniş temsil, yetki paylaşımı ve yönetişim ilkelerini getirdiğini kaydeden Koncuk, “yeni yasanın 4688 sayılı Kanunun mantığından soyutlanarak hazırlanması gerekmektedir. Hazırlanacak kanun memurlarımıza ILO standartlarında sendikacılığı getirmeli, kamuya yönetişim anlayışını yerleştirmelidir. Eski kanunun mantığıyla her şeyi kısıtlama güdüsüyle hazırlanacak kanun bizleri daha da geri götürecektir. Toplu sözleşme hakkının yalnızca yazılı metinlerde kalmaması herkesi memnun edecek şekilde hayata da geçirilmesi için önerilerimize ve çekincelerimize kulak verilmelidir. Bu noktada toplu sözleşmenin kamu görevlilerini ilgilendiren her konuya çözüm üretmesi, pazarlıklarda kamu görevlilerinin geniş şekilde temsil edilmesi ve kamu görevlilerinin haklarının ilerletilmesi noktasında Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na başvuru hakkının yalnızca en çok üye kaydeden sendikaya bırakılmaması son derece önemlidir. Türkiye Kamu-Sen olarak kamu görevlilerimizin toplu sözleşme hakkını tam olarak kullanabilmesi ve insan onuruna yaraşır bir ücretle, adil, demokratik ve çağdaş bir çalışma ortamına kavuşması için bu ilkelerimizden asla taviz vermeyiz”dedi.

Toplantıda gerekli bilgi ve görüşleri aldığını bildiren Bakan Faruk Çelik, konfederasyonlardan gelen görüşler doğrultusunda yeni bir çalışma yapılacağını ve bu çalışmanın da önümüzdeki dönemlerde yapılacak toplantılarda tartışılıp, herkesin üzerinde üzerinde mutabık kaldığı yeni bir sendikalar kanununun Ekim ayı içinde yasalaş ması için her türlü gayreti göstereceğini belirtti.

Posted in Eğitim, Genel, Manşet, Siyaset, YaşamYorumlar Kapalı

TOKHADER’den Umut Çocukları’na İftar

TOKHADER’den Umut Çocukları’na İftar

TOKHADER (Toplumsal Kadın Hareketi Derneği) Kadıköy Şb. Bşk. Arzu Gül, Vakıfbank Umut Çocukları Sos. Reh. Mrkz. Yat. İlköğretim Okulu öğrencileri’ne  her yaz olduğu gibi bu yaz da Sapanca Kırkpınar’daki evinde ağırladı. Onlara kendi evini açarak aile ortamında her türlü sosyal, sportif ve  eğlence imkanları yaratarak  güzel vakit geçirmelerini sağladı. Kadıköy Şb. Bşk. Arzu Gül ” Bu çocukları topluma kazandırmak için bizler, aile birliği ve gönüllü dostlarımızla bir şeyler yapmanın çabası içerisindeyiz. Unutmayalım ki bu çocuklar hepimizin çocukları… İmkanı olan tüm hayırseverleri bu tür etkinlikler de bizi yalnız bırakmamalarını istiyoruz.” diyerek ikinci grubu 10 Ağustos Çarşamba akşamı  aynı şekilde ağırladı.  

                                                                                                    

                 

Posted in Eğitim, Genel, Kültür ve Sanat, Siyaset, Yaşam0 Yorum

Eğitim Sistemimiz Çöktü

Eğitim Sistemimiz Çöktü

 Türkiye KAMU-SEN ve Eğitim-Sen İstanbul Şube Başkanı Doç.Dr.Hanefi Bostan’dan”Eğitim Sistemimiz Çöktü”açıklaması.Son yıllarda Eğitim’de yaşanan sorunlarla ilgili açıklama yapan Bostan  açıklamasına şu sözlerle başladı.

Türk Millî Eğitim sisteminin artık maalesef bütünüyle çökmüş bulunduğu son Seviye Belirleme Sınavı (SBS) sonuçlarıyla bir kere daha tescillenmiş bulunmaktadır. Nitekim dün (7 Haziran 2011) açıklanan 1 milyon ilköğretim mezununun katıldığı SBS sonuçlarına göre; öğrenciler matematikte ortalama 3, yabancı dilde 5, fende de 7 soruyu doğru cevaplayabildi. Bu hazin sonuca göre; öğrencilerin matematikteki başarısızlık oranı % 84, dilde % 69, fende de % 64 olarak gerçekleşti. Öğrencilerin başarı oranı hiçbir derste % 50’ye ulaşamadı.

 Facianın Sebepleri

Ne “millîlik” ve ne de “eğitim” niteliği kalan Türk Millî Eğitimi tümüyle derin ve dipsiz bir batağın içine saplanmıştır.

Ama niçin?

Türk Eğitim-Sen olarak bu konuda yaptığımız ama bugüne kadar “her şeyin en iyisini ben bilirim” diyerek kimseyi dinlemeyen ve hiçbir şey bilmediği artık açıkça belgelenmiş bulunan, “çapı sıfır”  siyasetçilerinin eseri olan bu bataklığın sebeplerini kısaca maddeleştirerek bir kere daha ilan ediyoruz:

 1: Dünyada Eğitim’e en az kaynak ayıran ülke Türkiye’dir.

2: Öğretmen ve derslik açığı had safhadadır.

3: Eğitim ücretli ve vekil öğretmenlerle sürdürülmeye çalışılmaktadır.

4: Öğretmenin kendisini yenilemesi ve eksiklerini tamamlaması için imkân ve fırsat verilmemekte, adeta yüksek lisans ve doktora yapmak isteyenler cezalandırılmaktadır. Nitekim yüksek lisans ve doktora programlarını kazanan öğretmenlere bu programlara devam etmemeleri için her türlü engel çıkarılmaktadır.

5: Bunun yanında öğretmen kitap okumamakta, kendi sahası ile ilgili yenilikleri takip etmemekte, dolayısıyla öğrencilerine de faydalı olamamaktadır.

6: Öğretmen yetiştiren kurumlar olan Eğitim Fakülteleri ile Fen-Edebiyat Fakültelerinin kadro ihtiyacı yıllardan beri karşılanmamaktadır. Bu fakülteler YÖK VE Milli Eğitim Bakanlığı tarafından lüzumsuz fakülteler olarak görülmektedir.

7:Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçek anlamıyla bir “Millî Eğitim Politikası” kalmamıştır. Türk Millî Eğitimi, uzun yıllardan beri her gelen siyasî kadronun oyuncağına dönüştürülmüştür; her iktidarın kendi ideolojisine, parti ve dünya görüşüne yön vermek istediği, mensuplarını durmadan sürgünden sürgüne gönderdiği, ezdiği, kıydığı, hakkını gasp ettiği, zulmettiği ilk ve en büyük kurum Millî Eğitim Bakanlığı olmuştur.

9: Özellikle bu iktidar döneminde öğretmenlere ve okul idarecilerine uygulanmayan zulüm ve işkence kalmamıştır. Öğretmenin başarısının, bilgisinin, becerisinin ve tecrübesinin bir anlamı yok. Varsa yoksa yandaş sendikanın haksız, hukuksuz ve GAYR-I AHLAKİ TALEBLERİDİR.

10: Öğretmen camiasına karşı ikiyüzlü bir politika takip edilmiştir. Bir yandan göstermelik “canım öğretmenim şovları” yapılırken, diğer yandan bu mesleğin fedakâr mensuplarının ücretleri sürekli olarak ve bilinçli bir biçimde düşürülmüş, Öğretmen, “açlık sınırı”nda bir ücrete zorlanmış, sadakaya muhtaç bir hâle getirilmiş; geçim derdine düşürülmüş bulunan bir kişinin kendisini mesleğine ne derece bağlı hissedeceği hiç hesaba katılmamış veya büyük ihtimalle hesaplı ve kasıtlı olarak yapılmıştır.

11: Eğitim sistemi her iktidar döneminde sil baştan değiştirilmiş, her değiştirilmede sürekli olarak YOZLAŞTIRILMIŞTIR. Ders müfredatları içerik olarak, adeta kasıtlı olarak “diplomalı cahiller” yetiştirmek istercesine durmadan zayıflatılmış; sınıfı geçmek zorunlu hale getirilmiştir.

10: Öğretmen ile öğrenci, Öğretmen ile veli yüz-göz edilmiş, aralarındaki ilişkiler lâubalilik derecesine getirilmiş; Öğretmen üzerinde tahammül edilemez bir öğrenci ve veli baskısı oluşturulmuştur.

12: Türk Millî Eğitimi’nin “millîlik” niteliği sarsılmış,

13: Bunların sonucunda en genel olarak “bilgi”ye ve özel olarak da “bilimsel bilgi”ye karşı saygısı azalmış, bilgiyi pek ciddiye alamayan, okumayı değersiz bulan ve millî değerler karşısında hassasiyeti azalmış bulunan bir öğrenci kitlesi yetiştirilmiştir.

14: Okul müfredatları ile Üniversite ve diğer eğitim kurumlarına giriş sınav sistemi çok farklılaştırılmış; bu da bir yandan okul eğitiminin ciddiyetinin yok olmasında büyük bir etkide bulunurken diğer yandan da eğitimimizin sırtında bir kambur olan “dersanecilik” sektörünü yaratmıştır.

15: Bu şekilde üniversite öncesi eğitimden geçerek üniversiteye gelen öğrenciler üniversite eğitimini de dejenere etmektedir.

 Sonuç olarak: Bu son sınavın da açıkça gösterdiği gibi, Türk Millî Eğitimi, her sene düzeltilmesi daha da zorlaşan ve her sene biraz daha büyüyen bir çöküş sürecine girmiştir. Bu ise, daha açık bir ifadeyle, eğitim sistemimizin toptan KÖR KUYUDA BOĞULMASI demektir.

                                                                   Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan

                                                                   Türkiye Kamu Sen ve Türk Eğitim-Sen

                                                                                               İstanbul İl Başkanı

Posted in Eğitim, Güncel, Manşet0 Yorum

Kız Teknik Meslek Lisesinde Sevinç Günü

Kız Teknik Meslek Lisesinde Sevinç Günü

 Maltepe kız teknik ve meslek lisesi 2010-2011 mezunlarına geleneksel mezuniyet törenini okul bahçesinde yaptı Törene  Maltepe İlçe Milli Eğitim Müdürü Faik Kaptan ve Maltepe İlçe Milli Eğitim Şube müdürleri, Okul Müdürleri ve Yalı Mahallesi Muhtarı katıldı  okul yöneticilerinin   ve öğretmenlerinin de hazır bulunduğu tören heycanlı dakikalara sahne oldu.Velilerinde  törene  büyük ilgi gösterdi.Tören  Maltepe İlçe Milli Eğitim Müdürü Faik Kaptan’ın ve  Okul Müdürü Hatice Ekmekçibaşı’nın konuşmasının ardından   öğrenciler yürüyüşlerini tamamlayarak yerlerini aldılar. Daha sonra mezuniyet pastası kesildi ve öğrenciler  temsili diplomalarını sınıf öğretmenlerinin ellerinden aldılar. 4 yıl eğitim gören öğrencileri büyük sevinç ve heyecan yaşarken, velilerin mutluluğu görülmeye değerdi.

                Maltepe kız teknik ve meslek lisesi öğrencilerinin; Başarı oranı da şu şekilde ; 942 öğrenciden 130  öğrenci Taktir, 208 öğrenci Teşekkür almaya hak kazandı. Aynı zamanda meslek lisesi kısmının Okul birincisi 12/C sınıfı Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Alanı öğrencisi Gülfizar Yıldırım, Okul ikincisi 12/B sınıfı Grafik ve Fotoğrafçılık Alanı öğrencisi Özge Mirza, Okul üçüncüsü 12/C sınıfı Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Alanı öğrencisi Deniz Kaynak olmuştur. Anadolu meslek lisesi kısmında ise; 223 öğrenciden 53 öğrenci Taktir, 70 öğrenci Teşekkür almıştır. Aynı zamanda meslek lisesi kısmının Okul birincisi 12/B sınıfı Bilişim Teknolojileri Alanı öğrencisi Handan Çetinkaya, ikincisi Berk Aktaş, üçüncüsü Neşe Palaz isimli öğrencilerdi. 2010-2011 eğitim öğretim yılının 2. Döneminde yaklaşık 120 öğrenci Onur Belgesi almaya hak kazandı. İlçe çapında yapılan sportif ve kültürel faaliyetlere katılan ve ödül alan 24 öğrencinin hediyelerini 17.06.2011 tarihinde Okul bahçesinde düzenlenen karne töreninde  Okul Müdürü  Hatice Ekmekçibaşı  verdi.


Posted in Eğitim, Güncel, Kültür ve Sanat, Yaşam0 Yorum

Umut yıldızları Çanakkale Yolcusu

Umut yıldızları Çanakkale Yolcusu

Maltepe  Kaymakamlığı,Çocuk Büro Amirliği ve İş Kur’un birlikte yaptığı proje kapsamında Risk Altındaki çocuklar Çanakkale’ye gitti.Suça itilen Çocuklar için geliştirilen proje’ye Maltepe Belediyesi de Otobüs vererek katıda bulundu.Risk altındaki 26 Çocuk önce İş Kur Kursalarına katılarak çeşitli meslek dallarından kursu tamamlayarak sertifikalarını aldı.Sertifikalarını alan Çocuklardan 7 tanesi  özel bir şirkette işe yerleştirildi.Sertifikalarını alan Çocukları Ödüllendirmek için de bir gezi tertiplendi.Geziye giden Çocukları Maltepe Çocuk Büro Amiri Özden  Akbaş  Çocukların Aileleri ve Polis memurları uğurlarken Bir eğitmen ve Bir polis Çanakkale’ye kadar yanlarında eşlik etti.Çanakkale’ye gitmeden önce Çocuk Büro da toplanan Çocuklar hayli heycanlı oldukları görüldü.İlk defa Çanakkale’ye giden Çocuklardan Burak.Ç.Adlı çocuk Maltepe Kaymakam’ına ve Emeği geçenlere teşekkür etti.Ayrıca Ailelerden bu hizmetten memnun kaldıklarını söyleyerek Teşekkür etti.

Posted in Eğitim0 Yorum

Baki Toraman Açıkladı.Adli Muhasebe Nedir?

Baki Toraman Açıkladı.Adli Muhasebe Nedir?

ADLİ MUHASEBE NEDİR? Muhasebe, denetim, finans, sayısal, yöntemler, hukuk, davranış bilimlerinin içinde yer alan araştırma, sorgulama, kanıt toplama, analiz etme ve değerlendirme aşamasında kullanılan, yasal hedefler ve amaçlar doğrultusunda verilerin etkin bir biçimde raporlanan bir  hizmet sunumudur.

ADLİ MUHASEBENİN TARİHİ:  Adli muhasebenin geçmişine baktığımızda, 1898’de  “Kanıt nasıl elde edilir ve sunulur?” adli makaleyle başlayan, 1920′de Al Copone’nun bir araştırmacı muhasebeci tarafından yakalanması ve 1940′larda 600 muhasebecinin FBI’da “Özel Ajan Muhasebeci” olarak çalışmaya başlamasıyla devam ettiğini görmekteyiz.1946′da  Mauriece E. Pelaubet’in  “Forensic Accounting; Its Place in Today’s Ekonomy” adlı kitabı ve bunu takip eden 1982 basılmış olan Forensic Accounting; Accountant as an Expert Witness” adlı kitabını takip eden 1986 basımı “Araştırmacı Muhasebeci” kitabıyla adını daha çok duyurmaya başlamıştır.

2000’li yıllardaki büyük şirket skandalları, SOX SAS 99  gibi tüm bu gelişmeler Adli Muhasebe Mesleği’ne gereksinimi artırmıştır. Dünya’da  kısa isimleri ACFEİ,  ACFE, ACFS, NACVA ve Institute of Business Appraisers adlı kuruluşlarca Adli Muhasebe ve Hile Denetçisi Uzmanları yetiştirilmeye başlanmış ve sertifikasyonla akredite edilmiştir. Ülkemizde, halen uygulaması olmayan bu mesleğin kapsamı ve özellikleri, toplumda bireylerin ve kurumların artan oranda mahkemelere başvurmaya başlaması, ticari işlemlerin giderek karmaşık hale gelmesi ve bunun neticesinde bireylerin ve kurumların devlet ilişkilerinde giderek artan sorun yaşamaları nedeni ile; İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası tarafından kurulan İSMMMO Akademi oda başkanımız Sayın Yahya Arıkan ve Sayın Prof. Dr. Nejat Bozkurt öncülüğünde konularında uzman akademisyenlerin oluşturduğu heyet, Adli Muhasebe Uzmanları yetiştirmekte ve akredite çalışmaları devam etmektedir.

ABD ‘de ilk olarak ortaya çıkmış ve önemli bir meslek olarak gelişimine devam eden ‘Forensic Accounting’ orijınal ismi ile bizde  ‘Mahkemeye Ait’, ‘Adli Davalarda Bir Standart Olarak Kabul Edilme’ seklinde adlandırılmış olup, ‘ Adli Tıp’ örneğinde olduğu gibi ‘Adli Muhasebe’, uygulayan açısından ‘Adli Muhasebeci’ olarak karşımıza çıkmaktadır. İşletmelerde çalışanların yaptıkları yolsuzluklar giderek artmakta ve ortaya çıkartılması ve de önlenmesi zorlaşmakta, artan sayıda ve büyük tutarlarda işletme başarısızlıkları yaşanmakta, avukatlar ve mahkemeler karşılaştıkları olaylarda daha fazla uzman desteğine gerek duymaktadırlar.

Yukarıda sayılan özet nedenlerden dolayı, işletmeler, avukatlar, mahkemeler ve diğer kamu kurumları sorunların çözümünde destek hizmeti verecek bir mesleğe gereksinim duymaktadırlar. PWC 2007 Küresel Suç Araştırması’na göre Türkiye’de ekonomik suç işleyenlerin % 43’ü şirket çalışanı, bu kişilerin %25’ni ise şirket yöneticileri oluşturuyor.

hangi sektör hileden ne kadar zarar ediyor

sektör

tutar

Eğitim 3.200
Kamu hizmeti 50.000
Devlet 50.000
Sigorta 72.000
Hizmet 95.000
Perakende 100.000
Sağlık 105.000
İnşaat 142.000
Petrol 173.000
Banka 200.000
Üretim 374.000
Gayri Men.Yat.Ortakl. 475.000

Kaynak: İşletmelerin Kara Deliği Hile-Çalışan Hileleri,

Prof. Nejat Bozkurt, Alfa Yayınları Nisan 2009

ADLİ MUHASEBECİLİK MESLEĞİNİN KAPSAMI: Çeşitli nedenlerin etkisiyle zorunlu olarak ortaya çıkan bu meslek, muhasebe uygulamalarının yapısını değiştirmiştir. Standart olarak kayıtlarda yer alan sayıların ön yüzü ile uğraşan muhasebeciler, bu meslek ile birlikte sayıların arkada kalan dünyasına bakmaya ve sorgulamaya başlamışlardır. Bu meslek aracılığı ile muhasebe bilgisi ve çalışmalar yasal sorunları ortadan kaldırmaya yönelik bir uygulamaya başlamıştır. Günümüzün karmaşık ekonomik yapısında bu uygulama kaçınılmaz bir duruma gelmiştir. Adli Muhasebe mesleğinin uygulama kapsamını dava destek danışmanlığı, uzman şahitlik ve hile denetçiliği veya araştırmacı muhasebecilik olarak üç ana bölüme ayırmak mümkündür.

Dava Destek Danışmanlığı; İçeriğinden kolayca anlaşılacağı gibi mesleğin bu uygulama alanında, adli muhasebecilerin bir adli dava öncesinde veya sürme aşamasında ilgili avukata çeşitli açılardan hizmet vermesi yer almaktadır. Günümüzde avukatların yürütmek durumunda kaldıkları bir davada adli muhasebecilerin verecekleri hizmetleri almaya gereksinimleri bulunmaktadır. Bu danışmanlığın uygulama alanı çok geniştir. Adli muhasebecilerin avukatlara dava öncesinde veya sırasında verecekleri hizmetler gerekli verilerin ortaya konulması ve toplanan verilerin analiz edilmesidir. Gerekli bilgilerin ortaya konulması sürecinde, avukatların bir yasal işlemde gereksinim duyacakları bilgilerin ilgili, yeterli ve doğru olarak saptanması ve sunulması çalışmasına yer verilmektedir. Analiz etme sürecinde ise, mahkemeye sunulacak mali konuları içeren bilgilerin değerlendirilmesi ve avukatların bu bilgileri yorumlamasına yardım etme amacı söz konusudur.

Adli muhasebecilerin dava destek danışmanlığının alanına çok çeşitli konular girmektedir. Bunların bazıları ise;

  • Her türlü yolsuzluk davaları,
  • İşletme değerlendirmeleri,
  • Hasar ve zarar tahminleri,
  • Sigorta anlaşmazlıkları,
  • Anlaşmalardan doğan sorunlar,
  • Patent, hak ve markalarla ilgili doğan sorunlar,
  • İşletmelerle ilgili ayrılma veya birleşme davaları,
  • İflas davaları,
  • Boşanmalarla ilgili mali anlaşmazlıklar,
  • İşletmeler arası sorunlar.

Kaynak.  Küresel Ekonomik Suçlar Araştırması PricewaterhouseCoopers Türkiye

Uzman sahitlik; Mahkemelerde hâkimler bir davanın sağlıklı bir biçimde sürdürülmesi ve sonuçlandırılması amacıyla adli muhasebecilerin uzman şahitliklerinden yararlanmaktadırlar. Toplumlarda özellikle ekonomik kökenli davaların ve davalı sayısının giderek artması, konuların giderek karmaşıklaşması bu gereksinimi üst noktaya getirmiştir. Adli muhasebecilerin özel bilgileri, çalışma şekli, deneyimleri ve eğitimleri bu davalarda önemli bir rol oynamaktadır.

Adli muhasebecilerin uzman şahitlik faaliyetinde üzerlerine düşen görevler;

  • Dava konusu ile ilgili olarak gerekli araştırmaları yapmak, çeşitli verileri toplamak, bu verilerden bir sonuca vararak fikir yürütmek.
  • Ortaya çıkan görüşü mahkemede hâkimlere,  avukatlara aydınlatıcı ve öğretici bir biçimde yansıtmak.

Adli muhasebeciler böyle bir görevi üzerlerine aldıklarında çok önemli bir sorumluluk yüklenmektedirler. Görevlerini ister bir rapor düzenleyerek, ister mahkeme salonunda doğrudan şahitlik yaparak sürdürecek bu süreçte uymaları gereken kurallar vardır. Bunlar;

  • Çalışmalarında objektif ve bağımsız olma,
  • Yaratıcı, yatıştırıcı ve işinde uzman bir konumda bulunma,
  • Teknik konuları açık ve net bir şekilde, öğretici bir biçimde açıklama,
  • Taraflarla iletişimi açık bir biçimde kurabilme,
  • Mahkeme ortamının gereklerine uyum gösterme.

Hile  Denetçiliği veya Araştırmacı Muhasebecilik; Son yıllarda işletme çalışanları tarafından ya da farklı alanlarda ve farklı biçimlerde yapılan hileler toplumun önemli sorunlarından biri durumuna gelmiştir. Çok farklı türlerde yapılan hileler sayı ve tutar olarak giderek artmaktadır. Yapılan hilelerin nedenlerini ve yapanların özelliklerini önemli istatistikî verilerle görmekteyiz. Örneğin ABD de yılda işletme çalışanları tarafından yapılan hile tutarları 400 Milyar USD olarak tahmin edilmektedir. Çeşitli ülkelerde yapılan araştırmalar işletmelerin yıllık gelirlerinin %6’sını bu gibi yolsuzluklar nedeniyle kaybettiklerini göstermektedir.  Yapılan hile çeşitleri ;

  • İşletme çalışanları tarafından işletmelerine karşı yapılan hileler,
  • Beyaz yakalılar tarafından işlenen suçlar,
  • İşletme tepe yöneticilerinin işletme ilgililerini yanıltmaya yönelik olarak yaptıkları mali tablo hileleri,
  • Yatırımlarla ilgili hileler,
  • Ticari rüşvetler ve komisyonlar,
  • Banka işlemleri ile ilgili hileler,
  • Elektronik fon transferleri ile ilgili hileler,
  • Kredi kartı hileleri,
  • Bilgisayar hileleri,
  • İnternet yoluyla yapılan hileler.

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere listeden hileli işlemlerin kapsamı çok genişlemiş ve zararları önemli boyutlara ulaşmıştır. Bu tür hilelerin ortaya çıkartılması ve önlenmesi uzmanlık gerektiren çalışmaları beraberinde getirir. Genel standartlara göre eğitilmiş muhasebeci, bağımsız denetçi ve iç denetçilerden hilelerle savaşmada başarı beklemek zordur. Bu nedenle yeni bir meslek türü zorunlu olarak doğmuş ve bu mesleği yerine getirenlere ‘Hile Denetçisi’, ‘Adli Muhasebeci’ veya ‘Araştırmacı Muhasebeci’ adı verilmektedir.

Örneğin işletmede üst düzey yönetici çalışanlarından birinin yolsuzluk yaptığından şüpheye düştüğünde adli muhasebeciye başvurmakta ve ondan profesyonel hizmet almaktadır. Adli muhasebecilerden beklenen görevler ise;

  • Şüphe duyulan hileli işi kanıtlarıyla birlikte ortaya çıkarmak,
  • Verilen zararın boyutlarını hesaplamak,
  • Hilenin yapılmasını önleyici ve caydırıcı önlemlerin alınmasını sağlamaktır.

EKONOMİK SUÇUN TESPİT  EDİLİŞ YÖNTEMLERİ

ADLİ MUHASEBECİLERİN TAŞIMALARI GEREKEN ÖZELLİKLER: Adli muhasebecilerin normal eğitimlerinin yanında bazı disiplinlerde etkili bir birikim sahibi olmaları gerekmektedir.

  • Yoğun bir muhasebe bilgisi,
  • Hukuk,
  • Denetim,
  • İşletme yönetimi,
  • Psikoloji,
  • Suç bilimi,
  • Bilgisayar uygulamaları.

Adli muhasebecinin mesleğinde başarılı olabilmesi için normal muhasebeci veya denetçi kalıplarının dışına çıkabilmesi gerekmektedir. Olayların arkasındaki gerçeklere bakacaklarından dolayı bir dedektif gibi davranış sergilemelidirler. Genel kural olarak bir adli muhasebeci örneğin, üçte bir muhasebeci, üçte bir araştırmacı ve üçte bir işletme elemanı gibi davranabilmelidir.

Adli muhasebecinin yapısında barındırması gereken özellikler ise;

ü   Merak: Adli muhasebeci mesleki alanda ilgili ve meraklı olmalıdır. Faaliyetlerinde mesleki şüpheciliğini kullanmalıdır.

ü   Israrcılık: Adli muhasebeci üzerine aldığı işi tümüyle tamamlayana kadar araştırmalarını sürdürmelidir.

ü   Yaratıcılık: Adli muhasebeciler uymak durumunda oldukları ilke ve standartlar yanında olabildiğince yaratıcı olmalı, ayrıntılara dikkat etmelidirler.

ü   Sezgi: Adli muhasebeciler her durumu kendi özelliklerine göre araştırmalı, olayı hem bir resim gibi genel olarak hem de ayrıntıları ile analiz etmelidirler. Baskı ortamında sakin davranmalı, iyi bir işletme sezgisine sahip olabilmeli, kararlarında net, analitik ve mantıki bir düşünceyi hakim kılmalıdır.

ü   Hüner: Bir adli muhasebeci tüm çalışmalarını sunmak amacıyla yazılı veya sözlü iletişimde başarılı olmalıdır. İnsan ilişkilerini sağlıklı bir biçimde kurabilmelidir.

Kaynak:  İSMMMO Akademi Ders Notları

Baki TORAMAN

S.M.Mali Müşavir

Adli Muhasebe Uzmanı

info@bakitoraman.com.tr

www.hiledenetim.com

Posted in Eğitim1 Yorum

Türkan Saylan Onur Ödülleri sahiplerini buldu

Türkan Saylan Onur Ödülleri sahiplerini buldu

Maltepe Belediyesi Geleneksel Prof. Dr. Türkan Saylan Onur Ödülleri’nin üçüncüsü sahiplerine verildi. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin katkılarıyla gerçekleştirilen Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde düzenlenen tören Prof. Dr Türkan Saylan’ın hayatını anlatan sinevizyon gösterisi  ile başladı. Ödül töreninde konuşma yapan Maltepe Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa Zengin, son zamanlarda ülkede yaşanan gerginliklerin Prof. Dr. Türkan Saylan’ı daha da arattığının altını çizdi. Günümüzde basılmamış kitapların toplatılmaya çalışıldığını, insanların tutuklanarak Silivri Cezaevine gönderildiğini ifade eden Zengin, hukuk kurallarının hiçe sayıldığını kaydetti. İnternet yasaklarına, YGS’deki şifre skandalına ve telefon dinlemelerine de dikkat çeken Zengin,  toplumda bir korku imparatorluğu yaratıldığını dile getirdi ve “Yalnız değiliz, her geçen gün çoğalıyoruz. Türkan Saylan’ın bizleri aydınlatan bize yol gösteren ışığı hiç sönmeyecek” dedi.Başkan Zengin konuşmasında “Değerlerimiz gözümüzün önünde yıkılmak isteniyor. Suçumuz olmadan yargılanıyoruz. Bu süreç yeni değil. Bütün Türkiye’nin gözleri önünde bir süredir sahneleniyor. Biz bu ülkeyi herkesten çok seviyoruz ve biz bu ülkenin gelişmesine, aydınlanmasına karşı çıkacak herkese dur demeye hazırız, gönüllüyüz. Ben Maltepe Belediye Başkanı olarak aydınlık Türkiye için çalışmaya söz veriyorum, bu benim sorumluluğum. Sevgili meslektaşım, can yoldaşım Prof. Dr. Türkan Saylan’ın elinden hiç düşürmediği ateşi söndürmeden çocuklarımıza devretmek için onun adını taşıyan bu merkezde toplandık. Hayatı boyunca ülkenin gelişmesi, insanların mutlu olması için çalışan çağdaş Türkiye için gecesini gündüzüne katan ülkenin çıkarlarını kendi çıkarlarından üstün tutan bir kadının suçu neydi hala kimse bilmiyor. Adını adadığı, şifa dağıttığı Lepra Hastanesi’nden de silmeye çalışıyorlar. Hastaneye doktor ataması yapmadılar, hastanenin kapısına kilit vuruldu.” diye konuştu. ÇYDD Genel Başkanı Prof. Dr. Aysel Çelikel ise Bakırköy’deki Lepra Hastanesi’ne doktor atanmamasını eleştirerek “Prof. Dr. Türkan Saylan hiçbir karşılık beklemeden 25 yıl hastanede başhekimlik yaptı.  Lepra hastalığının bitirilmesinde başrol oynadı. Şimdi hastane kapatılmak isteniyor. Hastalar tedavi olamıyor. Cüzamla Savaş Derneği’nin İdari Mahkemeye açtığı ve kazandığı davaya karşın karar uygulanmıyor. Siyasi iktidar beğenmediği yargı kararını uygulamıyor” dedi. Çelikel “Prof. Dr. Türkan Saylan kız çocuklarının eğitimi için gece gündüz demeden çalıştı. Hastalığında bile daha çok işimiz var dedi. Kız çocukları için Saylan umut oldu, çizdiği çizgi onlara yol gösteriyor. Prof. Dr. Saylan çağdaş Türkiye kuşağına inandı. Yeni Kardelenler, kır çiçekleri, yeni Türkan Saylanlar yetişecektir” diye konuştu. Törende “Özel Ödül” 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e; “Edebiyat Ödülü” Yaşar Kemal’e; “Basın Ödülü” gazetemiz yazarı Bekir Coşkun’a; “Sanat Ödülü” Müjdat Gezen’e; “Eğitim Ödülü” Türk Eğitim Vakfı (TEV) Genel Müdürü  Turgut Bozkurt ve TEV Genel Müdür Yardımcısı Güsel Bilal’e; “Sosyal Sorumluluk Ödülü” ise “Baba Beni Okula Gönder Projesi”ne  verildi. Ödül törenine Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu ve eşi, ÇYDD yöneticileri, belediye başkan yardımcıları ve meclis üyeleri, basın mensupları ve vatandaşlar katıldı. Sunuculuğunu Ceren Akıllıoğlu’nun gerçekleştirdiği tören Selen Servi ve Dr. Ömer Önder bir müzik dinletisi sundu.

Posted in Eğitim, Güncel, Kültür ve Sanat, Manşet, Siyaset, Yaşam0 Yorum

DUYURU


İlan ve Reklamlarınız için Lütfen 0536 270 7273 nolu telefonu arayınız


Klas Haber Gazetesi



Reklam
Rüya Tabirleri