Arşiv | Eğitim

İstanbul’da öğretmen açığı 25 bin

İstanbul’da öğretmen açığı 25 bin

Türk Eğitim-Sen ve Türkiye Kamu-Sen İstanbul İl Başkanı M. Hanefi Bostan, İstanbul’da 25 bin öğretmen açığının olduğunu söyledi. Hanefi Bostan, yaptığı açıklamada 19 Eylül 2011 tarihi itibariyle İstanbul’da toplam 25 bin öğretmen norm kadro açığı bulunduğunu ve bunların büyük çoğunluğunun branş öğretmenlerinden oluştuğunu kaydetti. Bostan, “Eğitim ve öğretimin başladığı bugün itibariyle 3471 Rehberlik Öğretmeni, 2516 Zihin- Görme ve İşitme Engelliler Sınıfı Öğretmeni, 1755 Beden Eğitimi Öğretmeni, 1371 Sınıf Öğretmeni, 1352 Türk Dili ve Edebiyatı, 1284 Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni, 1192 Teknoloji ve Tasarım Öğretmeni, 1186 Okul Öncesi Öğretmeni, 1050 İngilizce Öğretmeni, 837 Lise Matematik Öğretmeni, 304 İlköğretim Matematik Öğretmeni, 782 Fen ve Teknoloji Öğretmeni, 479 Müzik Öğretmeni, 438 Resim Öğretmeni, 427 Coğrafya Öğretmeni, 330 Türkçe Öğretmeni, 358 Sosyal Bilgiler Öğretmeni, 324 Tarih Öğretmeni ve 178 Biyoloji Öğretmenine acilen ihtiyaç bulunmaktadır” dedi.


Hanefi Bostan, acil ihtiyaç duyulan diğer öğretmen branşları ve sayıları hakkında şu bilgileri verdi:

“94 Felsefe, 48 Bilişim Teknolojileri, 59 Fizik, 156 Kimya ve Kimya Teknolojileri, 33 Sağlık Bilgisi, 47 Çocuk Gelişimi ve Eğitimi, 99 Giyim-Üretim Teknolojisi, 145 Güzellik ve Saç Bakım Hizmetleri, 25 Kuyumculuk Teknolojisi, 93 Muhasebe ve Finansman, 24 Pazarlama ve Perakende, 19 Tesisat Teknolojisi ve İklimlendirme, 29 Ulaştırma Hizmetleri, 40 Yiyecek-İçecek Hizmetleri, 21 Seramik ve Cam Teknolojisi, 22 Denizcilik/Gemi Yönetimi ve Kaptanlığı, 85 El Sanatları Teknolojisi, 66 Nakış, 62 Elektrik, 43 Elektronik, 16 Endüstriyel Otomasyon Teknolojileri, 24 Gıda Teknolojisi, 23 Grafik ve Fotoğraf, 18 İnşaat Teknolojisi, 17 Sağlık/Radyoloji, 20 Sağlık/Hemşirelik, Sağlık/Anestezi ve Reanimasyon”
Türk Eğitim-Sen ve Türkiye Kamu-Sen İstanbul İl Başkanı Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan, “İstanbul’da toplam 98 bin 940 norm kadro olmasına karşın, bu kadronun 77 bin 509′unun kadrolu ve 27 kişisinin de sözleşmeli olarak istihdam edildiğini geriye kalan 21 bin 528 öğretmen kadrosunun Milli Eğitim Bakanı ve Maliye Bakanı’nın keyfi tutumlarından dolayı” doldurulmadığını, okulöncesi ve ilköğretimde yeni açılan sınıflarla birlikte İstanbul’un öğretmen açığının yaklaşık 25 bin olduğunu ileri sürdü.

İstanbul’da Anadolu Liselerinin dışındaki okullarda sınıf mevcutlarının çok kalabalık olduğunu ve bu sayının birçok okulda 50 kişinin üzerinde olduğunu ve hatta bazı semtlerde 60-70 kişilik sınıfların bulunduğunu söyleyen Hanefi Bostan, bu şekilde eğitimin sağlıklı yürütülemeyeceğini savundu. Bostan, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer ‘in, bir önceki Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu döneminde verilen 55 bin öğretmen atanacağı sözünün yerine getirilemediği için öğretmen adaylarından özür dilemekle birlikte öğretmen açığı gerçeğinin devam ettiğini ve bu sorunun çözülmesi için Hükümetin gerekli maddi fedakarlığı yapması gerektiğini ifade etti.


Hanefi Bostan, hükümetin bu olaya el koyması, 350 bine varan Eğitim Fakültesi ve Fen Edebiyat Fakültesi mezunu öğretmen adaylarından en az 50 bininin kadrolu olarak 2011 yılının sonuna kadar atamasının yapılması gerektiğini ve acil ihtiyaç duyulan dersliklerin bir an önce yapılmasının sağlıklı bir eğitim ve öğretim için şart olduğunu söyledi.

Posted in Eğitim, Yaşam0 Yorum

Koncuk’tan Açıklama

Koncuk’tan Açıklama

   Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk Eğitim öğretim yılı dolayısıyla bir Basın Açıklaması yaptı koncuk yaptığı açıklamada şunları söyledi.

 Okullarımız, 2011-2012 eğitim-öğretim yılına dağ gibi sorunlarla başlamaktadır. Bugün elimizde kaybedilmiş, boşa geçen koca bir yıl bulunmaktadır. Geçtiğimiz dönemde işinde yetkin olmayan, beceriksiz, eğitime, eğitimciye uzak, birleştirmekten çok bölen, ayrıştıran, kadrolaşmayı hedefleyen kişiler tarafından yönetilen Milli Eğitim Bakanlığı sorunların merkezi haline gelmiştir. Dolayısıyla yeni eğitim-öğretim yılında yeni Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in işi bir hayli zordur.

      2012 YILI SONUNA KADAR 150 BİN ÖĞRETMEN ATAMASI YAPILMASINI İSTİYORUZ

     Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen açığına bir türlü çözüm üretememiştir. Yıllar geçmesine rağmen hala rafta duran bu sorun, eğitimin bitmeyen çilesidir. Bugün öğretmen açığı Bakan Dinçer’in açıklamasına göre 150 bin’dir.   Atama bekleyen öğretmen sayısı ise yıldan yıla artmaktadır. Tam 350 bin öğretmen öğrencilerine kavuşacağı günü iple çekmektedir. Eğitim fakültelerinde yıllarca dirsek çürüten gençler en büyük sınavı okullarından mezun olunca vermektedir. Çünkü öğretmenler mezun olu nca işsizlik gerçeğiyle yüzleşmektedir. Büyük bir şevkle, heyecanla görevlerini yapmayı bekleyen gençlerimiz ya öğretmen diplomasıyla işsiz olarak sokaklarda gezmekte, ya kendi mesleği dışındaki işlerde çalışmakta, ya da özel okullarda, dershanelerde olumsuz çalışma koşulları ve düşük ücretlerle çalıştırılarak sömürülmektedir. Bakanlığın kapısında çaresizliğini haykıran, psikolojisi bozulan, yaşayan ölü haline gelen, hatta atanamadığı için intihar eden öğretmenler bu ülkenin dramıdır. İşsiz kalmaktansa ücretli öğretmen olarak çalışmayı yeğleyen gençlerimizde sistemin kurbanı olmaktadır. Bu istihdam modeli gençlerimizin çaresizliğinden faydalanma anlamına gelmektedir. Her yıl 80 bin civarında ücretli öğretmen görevlendirilmektedir. Milli Eğitim Bakanlığının öğretmen açığını gidermek için kadrolu öğretmen atamak yerine, mevsimlik işçi gibi ücretli öğretmenler çalıştırması sömürü çarkının devlet eliyle döndüğünü göstermektedir. MEB ücretli öğretmen uygulamasıyla bilerek ya da bilmeyerek öğretmenlik mesleğinin onurunu ayaklar altına almaktadır. Şayet ücretli öğretmen alımına son verilmezse, önümüzdeki yıllarda bu istihdam modeli yaygınlaşacak ve öğretmenlerin geleceklerini tehdit edecektir. Sözleşmeli öğretmenleri kadroya geçiren hükümet, ücretli öğretmen sorununa da el atmalı ve bu ucube istihdam modeline son vermelidir. 

     Milli Eğitim Bakanlığının atama politikası iflas bayrağını çekmiştir. Her yıl yapılan avu ç içi kadar atama ile öğretmen açığının giderilemeyeceği ve atama bekleyen öğretmen sayısı azaltılamayacağı aşikârdır. Aksine bu atama politikasıyla Bakanlığın kapısında elinde diplomasıyla isyan eden öğretmen sayısı önümüzdeki yıllarda 500 bini bulacaktır. Buna dur demek için Bakanlığın yeni ve kabul edilebilir bir öğretmen istihdam politikası oluşturması gerekmektedir. Bu kadar öğretmen açığına ve atama bekleyen öğretmene rağmen, inatla az sayıda öğretmen alımı yapılması kabul edemeyeceğimiz, içimize sindiremeyeceğimiz bir durumdur. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’den öğretmen açığı sorununu ve atama bekleyen öğretmenleri öncelikli gündemine almasını ve Milli Eğitim Bakanlığında yeni bir atama politikası oluşturmasını talep ediyoruz. Bakan Dinçer, Maliye Bakanlı ğı üzerinde baskı kurarak, Bakanlar Kurulunu harekete geçirerek, gerekiyorsa Sayın Başbakanı sıkıştırarak bu kangren haline gelmiş sorunu çözmelidir. ‘Bütçe yetersiz’, ‘kadromuz kısıtlı’ söylemleri en azından eğitim için geride kalmalıdır. Çünkü eğitimin sorunlarını ertelemeniz, ötelemeniz mümkün değildir. Bu nedenle Türk Eğitim-Sen olarak talebimiz Ömer Dinçer’in 150 bin öğretmen açığı tespitinden hareket ederek; 2011 yılı sonuna kadar 50 bin, 2012 yılında da 100 bin olmak üzere 2012 yılı sonuna kadar toplam 150 bin kadrolu öğretmen ataması yapılmasıdır. Milli Eğitim Bakanlığı ancak 2012 yılı sonuna kadar 150 bin öğretmen ataması yaparsa hem öğretmen açığı sorununu çözer hem de atama bekleyen öğretmenleri rahatlatır.

Öte yandan Türk Eğitim-Sen olarak öğretmen istihdamıyla ilgili birtakım önerilerimiz bulunmaktadır. Bilindiği gibi okullaşma oranları okul öncesinde 4-5 yaş yüzde 43,10; ilköğretimde yüzde 98,41; ortaöğretimde yüzde 69,33’tür. Okullaşma oranlarını yüzde 100’e çıkardığımızda ciddi bir öğretmen açığı oluşacaktır. Yine derslik başına düşen öğrenci sayısını Avrupa Birliği seviyesine ulaştırdığımız zaman öğretmen ihtiyacı oluşacaktır. Ayrıca eğitim-öğretim sadece okulla ya da okul saatleriyle sınırlı değildir. TÜİK verilerine göre ülkemizde 4 milyon 640 bin kişi okuma-yazma bilmemektedir. Okur-yazar olmayanları da eğitim sürecine dâhil edebilirsek öğretmen ihtiyacı oluşacaktır. Ayrıca öğrencilerin okul saatleri dışında da rehber öğretmene ihtiyacı bulunmaktadır. Her 10-15 öğrenciye bir etüt öğretmeni istihdam edilebilir. Bunlar dışında öğretmen istihdam etmek için başka projeler de hayata geçirilebilir (gezici okullar gibi). Bu projeler hayata geçirildiği takdirde şu anda atama bekleyen tüm öğretmenler atansa dahi Türkiye’de yine çok fazla öğretmene ihtiyaç olacaktır.

        DERSLİK AÇIĞI DA YENİ EĞİTİM-ÖĞRETİM YILININ EN BÜYÜK SORUNLARINDAN

      Okullarımızda öğretmen açığının yanı sıra derslik açığı sorunu da büyük bir handikaptır. MEB verilerine göre 2010-2011 eğitim-öğretim yılında derslik başına düşen öğrenci sayısı ilköğretimde 31, ortaöğretimde 34’tür. Ancak derslik başına düşen öğrenci sayısı Büyükşehirlerimiz ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizde daha fazladır. Derslik başına düşen öğrenci sayısı İstanbul’da ilköğretimde 45, ortaöğretimde 41; Ankara’da ilköğretimde 35, ortaöğretimde 35; Bursa’da ilköğretimde 3 6, ortaöğretimde 39; Adana’da ilköğretimde 38, ortaöğretimde 40; Ağrı’da ilköğretimde 43, ortaöğretimde 32; Van’da ilköğretimde 45, ortaöğretimde 37; Şanlıurfa’da ilköğretimde 53, ortaöğretimde 42; Diyarbakır’da ilköğretimde 44, ortaöğretimde 49, Batman’da ilköğretimde 44, ortaöğretimde 56; Mardin’de ilköğretimde 42, ortaöğretimde 40’dır. OECD Bir Bakışta Eğitim 2010 Raporuna göre ise ilköğretimde ortalama sınıf mevcudu 21,6, ortaöğretimde 23,9’dur. Buna göre OECD ülkeleri baz alındığında derslik açığı ülkemizde ilköğretimde 149 bin 986,  ortaöğretimde 48 bin 366’dır. Tüm bu veriler, Milli Eğitim Bakanlığının derslik açığını gidermek için en kısa zamanda harekete geçmesi gerektiğini göstermektedir.

       PARÇALANMIŞ ÖĞRETMEN AİLELERİ YÜREK BURKUYOR

     Parçalanmış öğretmen aileleri eğitimde kanayan bir yaradır. Eşlerinden, çocuklarından uzakta görev yapmak zorunda kalan, aileleri parçalanan öğretmenler aile hasreti çekmektedir. Bu noktada Milli Eğitim Bakanlığı’nın birleştirici kimliğiyle hareket etmesi gerekmektedir. Yıllarca ailelerinden ayrı olan öğretmenler ciddi bir travma yaşamaktadır. MEB’in yanlış politikası nedeniyle ailenin kutsallığı zedelenmektedir ve evlilikler tehdit altındadır. MEB il emrine atanma hakkı vermiştir ancak hala eş durumu özründe kısıtlamalar bulunmaktadır. Öğretmenlerin bir kısmı il merkezlerine atanma imkânı bile bulamamaktadır. Örneğin bir eş Ankara merkezde görev yaparken, diğer eş Ankara’nın ilçesi Haymananın bir köyünde görevlendirilmektedir. Dolayısıyla mesafeler yine eşleri bölmektedir. Yeni Teşkilat Yasasında özür grubu tayinlerinin sadece yaz aylarında yapılacağı hükmedilmiştir. Bu son derece yanlış bir karardır. Bilhassa, eş durumu özrü birinci yarıyıl sonunda ve ikinci yarıyıl sonunda yapılmaya devam edilmelidir. Bakanlığın bu soruna en kısa sürede çözüm bulması ve aileleri birleştirmesi gerekmektedir.

       KADROYA GEÇEN TÜM SÖZLEŞMELİLER KHK İLE TANINAN HAKLARDAN YARARLANMALIDIR

     Bilindiği gibi seçimler öncesinde Kanun Hükmünde Kararname ile tüm sözleşmeliler kadroya alınmıştı. Sözleşmelilerin kadroya alınması konusunda Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen yıllarca mücadele vermiş, hatta hükümet ve Milli Eğitim Bakanlığı ile köprüleri atma noktasına gelmişti. Hal böyleyken hükümetin sözleşmelilere kadro konusunda böylesine olumlu bir adım atması tüm sözleşmeli çalışanları olduğu gibi sendikamızı da sevindirmiş, verdiğimiz mücadelenin karşılığını almak bizleri onurlandırmıştır. Öte yandan hükümet sözle şmeli personeli kadroya geçirirken sadece KHK ile geçiş yapanlara birtakım haklar vermiş, onlara avantaj sağlamıştır. KHK ile kadroya geçen sözleşmeliler aday öğretmen olmayacaktır, sözleşmeli öğretmenlik görevine 06/05/2010 tarihinden önce başlayanlar zorunlu hizmetten muaftır, sözleşmeli öğretmenliğe başladıkları tarih itibari ile bir yıllık süreyi tamamlamış olanlar kılavuzlarda belirtilen gerekli şartları taşımaları kaydıyla iller arası isteğe bağlı yer değiştirme, alan değişikliği ve yaz dönemi özür durumuna bağlı yer değiştirmelere başvuruda bulunabilmektedir. Ancak bu haklar KPSS’de ecel teri döken, şifreyle değil, bileğinin hakkı ile sınav kazanan ve puan üstünlüğüne göre ataması yapılan yani 632 sayılı KHK’dan önce kadroya geçen sözleşmeli öğretmenlere verilmemiştir . Durum böyle olunca ortaya çıkan bu eşitsizlik eğitim camiasında rahatsızlık yaratmıştır. KPSS’de sağladığı başarı sonucunda kadroya geçenler adeta cezalandırılmaktadır. Bu nedenle Milli Eğitim Bakanlığı en kısa sürede yaşanan haksızlığa son vererek, KPSS’de puan üstünlüğüne göre kadroya atanan öğretmenlerin de aynı haklardan yararlanmasını sağlamalıdır.

       MAAŞLARI YILDAN YILA ERİYEN EĞİTİM ÇALIŞANLARI YOKSULLUĞUN AĞLARINA TAKILIYOR

      Eğitimciler özveriyle çalışmalarına rağmen, maaşları yıldan yıla erimektedir. Hükümetin verdiği çok düşük zamla geçimlerini sağlamaya çalışan eğitim çalışanları yoksulluğun ağlarına takılmaktadır. Türkiye’de dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı bugün 3.090,69 TL’dir. Öte yandan altın fiyatlarının adeta uçuşa geçtiği, dolar ve euro’nun tavan yaptığı bugünlerde ekonomik krizin ayak sesleri de duyulmaya başlanmıştır. Ekonomik krizlerden en çok etkilenen kesimlerin başında gelen eğitim çalışanlarının maaşlarının g&uum l;nümüz koşullarına uygun olması gerekmektedir.

     Türkiye’de eğitim çalışanları artık alt ekonomik gelir grubunda yer almaktadır. Ek işle ayakta durmaya çalışan, borçla yaşayan eğitimcilerin toplumda itibarları da giderek azalmaktadır. Kısacası Milli Eğitim Bakanlığı tarafından koruyup, kollanmayan çalışanlar, tek başına ayakta durma, hayata tutunma mücadelesi vermektedir. Türkiye eğitim çalışanlarının maaşları açısından OECD ülkelerinin oldukça gerisindedir. AB’yi hedefleyen bir ülkenin kendi eğitimcisine düşük maaş vermesi ağlanacak bir tablodur. OECD Bir Bakışta Eğitim 2010 yılı raporuna göre Lüksemburg’da ilköğretimde göreve yeni başlayan bir öğretmen yıllık brüt 48 bin 793, en yüksek derecedeki bir ö ğretmen yıllık brüt 101 bin 163 dolar, Almanya’da ilköğretimde göreve yeni başlayan bir öğretmen yıllık brüt 43 bin 524 dolar, en yüksek derecedeki bir öğretmen yıllık brüt 58 bin 510 dolar, Kore’de ilköğretimde göreve yeni başlayan bir öğretmen yıllık brüt 31 bin 532 dolar, en yüksek derecedeki bir öğretmen yıllık brüt 87 bin 452 dolar kazanırken, İngiltere’de ilköğretimde göreve yeni başlayan bir öğretmen yıllık brüt 30 bin 534 dolar, en yüksek derecedeki bir öğretmen 44 bin 630 dolar kazanırken;  OECD 2009 yılı raporuna göre Türkiye’de göreve yeni başlayan bir öğretmenin yıllık brüt 14 bin 63 dolar, en yüksek derecedeki bir öğretmenin de yıllık brüt 17 bin 515 dolar kazanması utanılacak bir durumdur.

  & nbsp;  Öte yandan öğretmen, memur, şef, hizmetli, daktilograf, teknisyen kısacası tüm eğitim çalışanlarının Milli Eğitim Bakanlığının yanında olduğunu hissetmesine ihtiyacı vardır. Hizmetli, memur gibi personelin görev tanımları yoktur, atama ve yer değişmelerine ilişkin yönetmelik yayınlanmamıştır. Bu personel yıllarca üvey evlat muamelesi görmüş, horlanmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı personeli diğer bakanlıklarda aynı işi yapan personele göre daha düşük ücret almaktadır.

     OKULLARDA SALGIN HASTALIKLARA KARŞI HİZMETLİ PERSONEL SAYISI ARTIRILMALIDIR

    Okullarda hizmetli personel sayısı yetersizdir. Buna rağmen, Bakanlık ısrarla yeterli hizmetli istihdam etmemektedir. Kimi okullar hizmetli personel olmadığından mikrop yuvasına dönerken, hastalıkların adresi haline gelirken, kimi okullar da hizmetli ihtiyacını özel firmalar tarafından karşılamaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı kendi hizmetlisini istihdam etmekten aciz bir Bakanlık görünümündedir.

     MAHRUMİYET BÖLGELERİNDE GÖREV YAPAN ÖĞRETMENLERE EK TAZMİNAT ÖDEMESİ YAPILMALIDIR

    Ek ders esaslarında köklü değişiklikler yapılmalı ve bu alanda yaşanan adaletsizlikler son bulmalıdır. Mahrumiyet bölgelerinde görev yapan öğretmenlere ek bir tazminat ödemesi mutlaka yapılmalıdır. Aksi takdirde bu bölgelerden kaçış devam edecek, öğretmen ihtiyacı ehil olmayan, pedagojik formasyondan yoksun kişilerce karşılanmak zorunda kalınacaktır.

     ROTASYON UYGULAMASI ADİL YAPILMALI, ÖĞRETMEN ATAMA VE YER DEĞİŞTİRME YÖNETMELİĞİ YAYINLANMALIDIR

    Milli Eğitim Bakanlığı son yıllarda rotasyon uygulamasını hayata geçirmiştir. Okul müdürleriyle başlayan rotasyon süreci eğitim müfettişleri ve okul müdür yardımcıları ile devam etmektedir. Türk Eğitim-Sen olarak adil bir rotasyon uygulaması yapılmasının mücadelesini verdik ancak anladığımız anlamda objektif kriterler belirlenemedi ve alt yapısı iyi oluşturulmamış, başarı ve başarısızlığı ölçen bir rotasyon uygulaması yapılamadı. Bunun yerine okul yöneticilerinin sadece mutlak yer değiştirmesine yönelik bir uygulama ile karşı karşıya kalındı. Anlaşılıyor ki, MEB bu gayri adil uyg ulamayı aynı yöntemlerle yapmaya kararlı, bu gidişle öğretmenleri de kapsama alan bir yer değiştirme furyası ile karşı karşıya kalınacaktır.

Öğretmen atama ve yer değiştirme yönetmeliği hala yayınlanmamıştır. Bu durum öğretmenlerimizin rahatsızlığına sebep olmakta, tereddütler yaşanmasına sebep olmaktadır. Gerek rotasyon gerekse öğretmen atama ve yer değiştirme yönetmeliği konularında Türk Eğitim-Sen’in talepleri dikkate alınmalıdır. Aksi takdirde yeni hukuki problemlerle karşı karşıya kalınması kaçınılmaz olacaktır.

     YANDAŞ, TORPİLLİ GEÇİCİ ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ GÖREVLENDİRMELERİ İPTAL EDİLMELİDİR

    İlçe Milli Eğitim Müdürlerinin geçici görevlendirmelerinin iptali ile ilgili Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer önemli bir adım atarak, bu görevlendirmeleri iptal etmiştir. Bunu önemli ve başarılı bir adım olarak görüyor ve takdirle karşılıyoruz. Ancak sayıları 1500’ü bulan geçici şube müdürleri hala görevlerinin başındadır. Birçoğu hiçbir özelliğe ve bilgi birikimine sahip olmayan, tek özelliği birilerinin adamı olmak olan bu geçici şube müdürlerinin görevlendirilmesi de bir an önce sona erdirilmelidir. En kısa zamanda şu be müdürlüğü sınavı yapılarak bunların yerine asaleten atamalar yapılmalıdır.

Görüldüğü üzere okullarımız yeni eğitim-öğretim yılına yine çözülmeyi bekleyen uzun bir sorunlar listesiyle girmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı sendikamızın tespit ettiği bu sorunlara el atmalı, sağlıklı, kaliteli bir eğitim-öğretim yapılabilmesi için tüm imkânlarını seferber etmelidir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Posted in Eğitim, Genel, Manşet, Yaşam0 Yorum

Fındıklı Mahallesi Okuluna Kavuştu

Fındıklı Mahallesi Okuluna Kavuştu

 Maltepe Fındıklı Mahallesinde yapımına başlanan Okul inşaatı yeni döneme hazır.Maltepe Belediyesi’nin kendi arazisine bağışçılar aracılığı ile yaptırdığı okul 2011-2012 eğitim öğretim dönemine yetişiyor. Maltepe Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa Zengin, kendi adını taşıyan okul ile ilgili şu açıklamayı yaptı “Öncelikle Fındıklı Mahallesindeki ilköğretim öğrencilerine bu benim bu dönem hediyem olsun. Meslek Lisesi olarak başladığımız inşaatımız tamamlandı. Ancak bu okulumuz bu yıl ilköğretim öğrencilerine hizmet verecek. İstanbul’un orta yerinde taşımalı eğitim ayıbından bu yıl bu çocuklarımızı kurtarıyoruz. Maltepe Kaymakamlığı ile birlikte okulun teşrifatı tamamlanacak ve yeni eğitim döneminde çocuklarımız kendi mahallelerinde eğitim görebilecek. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yaptırılması planlanan okul sorununun çözümünün ardından, temelini atacağımız diğer okul ile birlikte burası Meslek Lisesi olarak gençlerimizi ağırlayacak. 16 derslikli okulda çocuklarımızın aydınlık yarınlara daha güvenle huzurla hazırlanacağına inanıyorum. Bu benim Belediye Başkanı olmaktan önce eğitimci olarak insan olarak görevim. Avrupa Başkentinde 70-80 kişilik sınıflarda ders gören kendi mahallelerinin dışındaki okullara  Belediyenin  servis araçları ile götürülen öğrencilerimiz bu yıl bu sıkıntıları çekmeyecek. Başkan seçildikten sonra sıklıkla amacımın siyaset değil hizmet olduğunu dile getirdim. Ve bu sözümü tutmaktan dolayı onur duyuyorum’’dedi.

Posted in Eğitim, Genel, Kültür ve Sanat, Manşet, Siyaset, Yaşam0 Yorum

İsmail Koncuk’tan Basın Açıklaması

İsmail Koncuk’tan Basın Açıklaması

Toplu sözleşme ile ilgili gerekli yasal düzenlemelerin ele alındığı Üçlü Danışma Kurulu toplandı.

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk: “Kamu görevlilerimizin toplu sözleşme hakkını tam olarak kullanabilmesi ve insan onuruna yaraşır bir ücretle, adil, demokratik ve çağdaş bir çalışma ortamına kavuşması için ilkelerimizden asla taviz vermeyeceğiz” dedi.

Üçlü Danışma Kurulu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik başkanlığında Türkiye Kamu-Sen, diğer memur konfederasyonları ve bakanlık bürokratlarının katılımıyla gerçekleşti.Toplantıya Türkiye Kamu-Sen adına Genel Başkan İsmail Koncuk, Genel Mevzuat Sekreteri İsmail Karadavut, Genel Toplu Sözleşme Sekreteri Necati Alsancak ile uzman heyetimiz katıldı.

Yaklaşık 4 saat süren  Üçlü Danışma Kurulu Toplantısında kamu görevlilerinin toplu sözleşme hakkını kullanabilmesi için yapılacak yasal düzenleme ile ilgili oluşturulan teknik komitenin raporu üzerinde görüş alışverişinde bulunuldu ve Konfederasyonumuz, toplu sözleşme hakkı konusundaki kırmızı çizgilerini Bakan Faruk Çelik’e de iletti.

Toplantıda tarafların üzerinde anlaştığı adaylık ve deneme süresini tamamlamayan kamu görevlilerinin de sendikalara üye olabilme ve sendika kurabilmesinin sağlanması, il ve ilçelerdeki sendika ve konfederasyon temsilcilerinin hukuki statüye kavuşturulması, toplu sözleşme görüşmelerinin Eylül ayı içinde gerçekleştirilmesi gibi konularda Bakan’a bilgi verildi.

Türkiye Kamu-Sen’in üzerinde ısrarla durduğu ve henüz tam olarak netleşmeye n, sendika üyesi olamayacak kamu görevlilerinin kapsamının daraltılması, toplu sözleşmenin hangi unsurları kapsayacağının belirlenmesi, toplu sözleşme görüşmelerinde kamu çalışanlarının temsili ve toplu sözleşmeyi imzalama veya ortaya çıkacak uzlaşmazlıklarda Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na başvuru hakkı gibi temel konular ise Türkiye Kamu-Sen’in olmazsa olmazları olarak ortaya konuldu.

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk toplantıda kamu görevlilerini ilgilendiren, mali, sosyal ve özlük hakları başta olmak üzere tüm konuların toplu sözleşme kapsamı içinde değerlendirilmesi, kamu görevlilerinin pazarlıklar esnasında mümkün olan en geniş şekilde temsil edilmesi ve anlaşmazlık durumunda Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na başvuru hakkının kısıtlanmaması gerektiğine ısrarla vurg u yaptı.

Gelişen demokrasi anlayışının, çoğunluğun azınlığa tahakkümünü değil; geniş temsil, yetki paylaşımı ve yönetişim ilkelerini getirdiğini kaydeden Koncuk, “yeni yasanın 4688 sayılı Kanunun mantığından soyutlanarak hazırlanması gerekmektedir. Hazırlanacak kanun memurlarımıza ILO standartlarında sendikacılığı getirmeli, kamuya yönetişim anlayışını yerleştirmelidir. Eski kanunun mantığıyla her şeyi kısıtlama güdüsüyle hazırlanacak kanun bizleri daha da geri götürecektir. Toplu sözleşme hakkının yalnızca yazılı metinlerde kalmaması herkesi memnun edecek şekilde hayata da geçirilmesi için önerilerimize ve çekincelerimize kulak verilmelidir. Bu noktada toplu sözleşmenin kamu görevlilerini ilgilendiren her konuya çözüm üretmesi, pazarlıklarda kamu görevlilerinin geniş şekilde temsil edilmesi ve kamu görevlilerinin haklarının ilerletilmesi noktasında Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na başvuru hakkının yalnızca en çok üye kaydeden sendikaya bırakılmaması son derece önemlidir. Türkiye Kamu-Sen olarak kamu görevlilerimizin toplu sözleşme hakkını tam olarak kullanabilmesi ve insan onuruna yaraşır bir ücretle, adil, demokratik ve çağdaş bir çalışma ortamına kavuşması için bu ilkelerimizden asla taviz vermeyiz”dedi.

Toplantıda gerekli bilgi ve görüşleri aldığını bildiren Bakan Faruk Çelik, konfederasyonlardan gelen görüşler doğrultusunda yeni bir çalışma yapılacağını ve bu çalışmanın da önümüzdeki dönemlerde yapılacak toplantılarda tartışılıp, herkesin üzerinde üzerinde mutabık kaldığı yeni bir sendikalar kanununun Ekim ayı içinde yasalaş ması için her türlü gayreti göstereceğini belirtti.

Posted in Eğitim, Genel, Manşet, Siyaset, YaşamYorumlar Kapalı

TOKHADER’den Umut Çocukları’na İftar

TOKHADER’den Umut Çocukları’na İftar

TOKHADER (Toplumsal Kadın Hareketi Derneği) Kadıköy Şb. Bşk. Arzu Gül, Vakıfbank Umut Çocukları Sos. Reh. Mrkz. Yat. İlköğretim Okulu öğrencileri’ne  her yaz olduğu gibi bu yaz da Sapanca Kırkpınar’daki evinde ağırladı. Onlara kendi evini açarak aile ortamında her türlü sosyal, sportif ve  eğlence imkanları yaratarak  güzel vakit geçirmelerini sağladı. Kadıköy Şb. Bşk. Arzu Gül ” Bu çocukları topluma kazandırmak için bizler, aile birliği ve gönüllü dostlarımızla bir şeyler yapmanın çabası içerisindeyiz. Unutmayalım ki bu çocuklar hepimizin çocukları… İmkanı olan tüm hayırseverleri bu tür etkinlikler de bizi yalnız bırakmamalarını istiyoruz.” diyerek ikinci grubu 10 Ağustos Çarşamba akşamı  aynı şekilde ağırladı.  

                                                                                                    

                 

Posted in Eğitim, Genel, Kültür ve Sanat, Siyaset, Yaşam0 Yorum

Eğitim Sistemimiz Çöktü

Eğitim Sistemimiz Çöktü

 Türkiye KAMU-SEN ve Eğitim-Sen İstanbul Şube Başkanı Doç.Dr.Hanefi Bostan’dan”Eğitim Sistemimiz Çöktü”açıklaması.Son yıllarda Eğitim’de yaşanan sorunlarla ilgili açıklama yapan Bostan  açıklamasına şu sözlerle başladı.

Türk Millî Eğitim sisteminin artık maalesef bütünüyle çökmüş bulunduğu son Seviye Belirleme Sınavı (SBS) sonuçlarıyla bir kere daha tescillenmiş bulunmaktadır. Nitekim dün (7 Haziran 2011) açıklanan 1 milyon ilköğretim mezununun katıldığı SBS sonuçlarına göre; öğrenciler matematikte ortalama 3, yabancı dilde 5, fende de 7 soruyu doğru cevaplayabildi. Bu hazin sonuca göre; öğrencilerin matematikteki başarısızlık oranı % 84, dilde % 69, fende de % 64 olarak gerçekleşti. Öğrencilerin başarı oranı hiçbir derste % 50’ye ulaşamadı.

 Facianın Sebepleri

Ne “millîlik” ve ne de “eğitim” niteliği kalan Türk Millî Eğitimi tümüyle derin ve dipsiz bir batağın içine saplanmıştır.

Ama niçin?

Türk Eğitim-Sen olarak bu konuda yaptığımız ama bugüne kadar “her şeyin en iyisini ben bilirim” diyerek kimseyi dinlemeyen ve hiçbir şey bilmediği artık açıkça belgelenmiş bulunan, “çapı sıfır”  siyasetçilerinin eseri olan bu bataklığın sebeplerini kısaca maddeleştirerek bir kere daha ilan ediyoruz:

 1: Dünyada Eğitim’e en az kaynak ayıran ülke Türkiye’dir.

2: Öğretmen ve derslik açığı had safhadadır.

3: Eğitim ücretli ve vekil öğretmenlerle sürdürülmeye çalışılmaktadır.

4: Öğretmenin kendisini yenilemesi ve eksiklerini tamamlaması için imkân ve fırsat verilmemekte, adeta yüksek lisans ve doktora yapmak isteyenler cezalandırılmaktadır. Nitekim yüksek lisans ve doktora programlarını kazanan öğretmenlere bu programlara devam etmemeleri için her türlü engel çıkarılmaktadır.

5: Bunun yanında öğretmen kitap okumamakta, kendi sahası ile ilgili yenilikleri takip etmemekte, dolayısıyla öğrencilerine de faydalı olamamaktadır.

6: Öğretmen yetiştiren kurumlar olan Eğitim Fakülteleri ile Fen-Edebiyat Fakültelerinin kadro ihtiyacı yıllardan beri karşılanmamaktadır. Bu fakülteler YÖK VE Milli Eğitim Bakanlığı tarafından lüzumsuz fakülteler olarak görülmektedir.

7:Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçek anlamıyla bir “Millî Eğitim Politikası” kalmamıştır. Türk Millî Eğitimi, uzun yıllardan beri her gelen siyasî kadronun oyuncağına dönüştürülmüştür; her iktidarın kendi ideolojisine, parti ve dünya görüşüne yön vermek istediği, mensuplarını durmadan sürgünden sürgüne gönderdiği, ezdiği, kıydığı, hakkını gasp ettiği, zulmettiği ilk ve en büyük kurum Millî Eğitim Bakanlığı olmuştur.

9: Özellikle bu iktidar döneminde öğretmenlere ve okul idarecilerine uygulanmayan zulüm ve işkence kalmamıştır. Öğretmenin başarısının, bilgisinin, becerisinin ve tecrübesinin bir anlamı yok. Varsa yoksa yandaş sendikanın haksız, hukuksuz ve GAYR-I AHLAKİ TALEBLERİDİR.

10: Öğretmen camiasına karşı ikiyüzlü bir politika takip edilmiştir. Bir yandan göstermelik “canım öğretmenim şovları” yapılırken, diğer yandan bu mesleğin fedakâr mensuplarının ücretleri sürekli olarak ve bilinçli bir biçimde düşürülmüş, Öğretmen, “açlık sınırı”nda bir ücrete zorlanmış, sadakaya muhtaç bir hâle getirilmiş; geçim derdine düşürülmüş bulunan bir kişinin kendisini mesleğine ne derece bağlı hissedeceği hiç hesaba katılmamış veya büyük ihtimalle hesaplı ve kasıtlı olarak yapılmıştır.

11: Eğitim sistemi her iktidar döneminde sil baştan değiştirilmiş, her değiştirilmede sürekli olarak YOZLAŞTIRILMIŞTIR. Ders müfredatları içerik olarak, adeta kasıtlı olarak “diplomalı cahiller” yetiştirmek istercesine durmadan zayıflatılmış; sınıfı geçmek zorunlu hale getirilmiştir.

10: Öğretmen ile öğrenci, Öğretmen ile veli yüz-göz edilmiş, aralarındaki ilişkiler lâubalilik derecesine getirilmiş; Öğretmen üzerinde tahammül edilemez bir öğrenci ve veli baskısı oluşturulmuştur.

12: Türk Millî Eğitimi’nin “millîlik” niteliği sarsılmış,

13: Bunların sonucunda en genel olarak “bilgi”ye ve özel olarak da “bilimsel bilgi”ye karşı saygısı azalmış, bilgiyi pek ciddiye alamayan, okumayı değersiz bulan ve millî değerler karşısında hassasiyeti azalmış bulunan bir öğrenci kitlesi yetiştirilmiştir.

14: Okul müfredatları ile Üniversite ve diğer eğitim kurumlarına giriş sınav sistemi çok farklılaştırılmış; bu da bir yandan okul eğitiminin ciddiyetinin yok olmasında büyük bir etkide bulunurken diğer yandan da eğitimimizin sırtında bir kambur olan “dersanecilik” sektörünü yaratmıştır.

15: Bu şekilde üniversite öncesi eğitimden geçerek üniversiteye gelen öğrenciler üniversite eğitimini de dejenere etmektedir.

 Sonuç olarak: Bu son sınavın da açıkça gösterdiği gibi, Türk Millî Eğitimi, her sene düzeltilmesi daha da zorlaşan ve her sene biraz daha büyüyen bir çöküş sürecine girmiştir. Bu ise, daha açık bir ifadeyle, eğitim sistemimizin toptan KÖR KUYUDA BOĞULMASI demektir.

                                                                   Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan

                                                                   Türkiye Kamu Sen ve Türk Eğitim-Sen

                                                                                               İstanbul İl Başkanı

Posted in Eğitim, Güncel, Manşet0 Yorum

Kız Teknik Meslek Lisesinde Sevinç Günü

Kız Teknik Meslek Lisesinde Sevinç Günü

 Maltepe kız teknik ve meslek lisesi 2010-2011 mezunlarına geleneksel mezuniyet törenini okul bahçesinde yaptı Törene  Maltepe İlçe Milli Eğitim Müdürü Faik Kaptan ve Maltepe İlçe Milli Eğitim Şube müdürleri, Okul Müdürleri ve Yalı Mahallesi Muhtarı katıldı  okul yöneticilerinin   ve öğretmenlerinin de hazır bulunduğu tören heycanlı dakikalara sahne oldu.Velilerinde  törene  büyük ilgi gösterdi.Tören  Maltepe İlçe Milli Eğitim Müdürü Faik Kaptan’ın ve  Okul Müdürü Hatice Ekmekçibaşı’nın konuşmasının ardından   öğrenciler yürüyüşlerini tamamlayarak yerlerini aldılar. Daha sonra mezuniyet pastası kesildi ve öğrenciler  temsili diplomalarını sınıf öğretmenlerinin ellerinden aldılar. 4 yıl eğitim gören öğrencileri büyük sevinç ve heyecan yaşarken, velilerin mutluluğu görülmeye değerdi.

                Maltepe kız teknik ve meslek lisesi öğrencilerinin; Başarı oranı da şu şekilde ; 942 öğrenciden 130  öğrenci Taktir, 208 öğrenci Teşekkür almaya hak kazandı. Aynı zamanda meslek lisesi kısmının Okul birincisi 12/C sınıfı Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Alanı öğrencisi Gülfizar Yıldırım, Okul ikincisi 12/B sınıfı Grafik ve Fotoğrafçılık Alanı öğrencisi Özge Mirza, Okul üçüncüsü 12/C sınıfı Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Alanı öğrencisi Deniz Kaynak olmuştur. Anadolu meslek lisesi kısmında ise; 223 öğrenciden 53 öğrenci Taktir, 70 öğrenci Teşekkür almıştır. Aynı zamanda meslek lisesi kısmının Okul birincisi 12/B sınıfı Bilişim Teknolojileri Alanı öğrencisi Handan Çetinkaya, ikincisi Berk Aktaş, üçüncüsü Neşe Palaz isimli öğrencilerdi. 2010-2011 eğitim öğretim yılının 2. Döneminde yaklaşık 120 öğrenci Onur Belgesi almaya hak kazandı. İlçe çapında yapılan sportif ve kültürel faaliyetlere katılan ve ödül alan 24 öğrencinin hediyelerini 17.06.2011 tarihinde Okul bahçesinde düzenlenen karne töreninde  Okul Müdürü  Hatice Ekmekçibaşı  verdi.


Posted in Eğitim, Güncel, Kültür ve Sanat, Yaşam0 Yorum

Umut yıldızları Çanakkale Yolcusu

Umut yıldızları Çanakkale Yolcusu

Maltepe  Kaymakamlığı,Çocuk Büro Amirliği ve İş Kur’un birlikte yaptığı proje kapsamında Risk Altındaki çocuklar Çanakkale’ye gitti.Suça itilen Çocuklar için geliştirilen proje’ye Maltepe Belediyesi de Otobüs vererek katıda bulundu.Risk altındaki 26 Çocuk önce İş Kur Kursalarına katılarak çeşitli meslek dallarından kursu tamamlayarak sertifikalarını aldı.Sertifikalarını alan Çocuklardan 7 tanesi  özel bir şirkette işe yerleştirildi.Sertifikalarını alan Çocukları Ödüllendirmek için de bir gezi tertiplendi.Geziye giden Çocukları Maltepe Çocuk Büro Amiri Özden  Akbaş  Çocukların Aileleri ve Polis memurları uğurlarken Bir eğitmen ve Bir polis Çanakkale’ye kadar yanlarında eşlik etti.Çanakkale’ye gitmeden önce Çocuk Büro da toplanan Çocuklar hayli heycanlı oldukları görüldü.İlk defa Çanakkale’ye giden Çocuklardan Burak.Ç.Adlı çocuk Maltepe Kaymakam’ına ve Emeği geçenlere teşekkür etti.Ayrıca Ailelerden bu hizmetten memnun kaldıklarını söyleyerek Teşekkür etti.

Posted in Eğitim0 Yorum

Baki Toraman Açıkladı.Adli Muhasebe Nedir?

Baki Toraman Açıkladı.Adli Muhasebe Nedir?

ADLİ MUHASEBE NEDİR? Muhasebe, denetim, finans, sayısal, yöntemler, hukuk, davranış bilimlerinin içinde yer alan araştırma, sorgulama, kanıt toplama, analiz etme ve değerlendirme aşamasında kullanılan, yasal hedefler ve amaçlar doğrultusunda verilerin etkin bir biçimde raporlanan bir  hizmet sunumudur.

ADLİ MUHASEBENİN TARİHİ:  Adli muhasebenin geçmişine baktığımızda, 1898’de  “Kanıt nasıl elde edilir ve sunulur?” adli makaleyle başlayan, 1920′de Al Copone’nun bir araştırmacı muhasebeci tarafından yakalanması ve 1940′larda 600 muhasebecinin FBI’da “Özel Ajan Muhasebeci” olarak çalışmaya başlamasıyla devam ettiğini görmekteyiz.1946′da  Mauriece E. Pelaubet’in  “Forensic Accounting; Its Place in Today’s Ekonomy” adlı kitabı ve bunu takip eden 1982 basılmış olan Forensic Accounting; Accountant as an Expert Witness” adlı kitabını takip eden 1986 basımı “Araştırmacı Muhasebeci” kitabıyla adını daha çok duyurmaya başlamıştır.

2000’li yıllardaki büyük şirket skandalları, SOX SAS 99  gibi tüm bu gelişmeler Adli Muhasebe Mesleği’ne gereksinimi artırmıştır. Dünya’da  kısa isimleri ACFEİ,  ACFE, ACFS, NACVA ve Institute of Business Appraisers adlı kuruluşlarca Adli Muhasebe ve Hile Denetçisi Uzmanları yetiştirilmeye başlanmış ve sertifikasyonla akredite edilmiştir. Ülkemizde, halen uygulaması olmayan bu mesleğin kapsamı ve özellikleri, toplumda bireylerin ve kurumların artan oranda mahkemelere başvurmaya başlaması, ticari işlemlerin giderek karmaşık hale gelmesi ve bunun neticesinde bireylerin ve kurumların devlet ilişkilerinde giderek artan sorun yaşamaları nedeni ile; İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası tarafından kurulan İSMMMO Akademi oda başkanımız Sayın Yahya Arıkan ve Sayın Prof. Dr. Nejat Bozkurt öncülüğünde konularında uzman akademisyenlerin oluşturduğu heyet, Adli Muhasebe Uzmanları yetiştirmekte ve akredite çalışmaları devam etmektedir.

ABD ‘de ilk olarak ortaya çıkmış ve önemli bir meslek olarak gelişimine devam eden ‘Forensic Accounting’ orijınal ismi ile bizde  ‘Mahkemeye Ait’, ‘Adli Davalarda Bir Standart Olarak Kabul Edilme’ seklinde adlandırılmış olup, ‘ Adli Tıp’ örneğinde olduğu gibi ‘Adli Muhasebe’, uygulayan açısından ‘Adli Muhasebeci’ olarak karşımıza çıkmaktadır. İşletmelerde çalışanların yaptıkları yolsuzluklar giderek artmakta ve ortaya çıkartılması ve de önlenmesi zorlaşmakta, artan sayıda ve büyük tutarlarda işletme başarısızlıkları yaşanmakta, avukatlar ve mahkemeler karşılaştıkları olaylarda daha fazla uzman desteğine gerek duymaktadırlar.

Yukarıda sayılan özet nedenlerden dolayı, işletmeler, avukatlar, mahkemeler ve diğer kamu kurumları sorunların çözümünde destek hizmeti verecek bir mesleğe gereksinim duymaktadırlar. PWC 2007 Küresel Suç Araştırması’na göre Türkiye’de ekonomik suç işleyenlerin % 43’ü şirket çalışanı, bu kişilerin %25’ni ise şirket yöneticileri oluşturuyor.

hangi sektör hileden ne kadar zarar ediyor

sektör

tutar

Eğitim 3.200
Kamu hizmeti 50.000
Devlet 50.000
Sigorta 72.000
Hizmet 95.000
Perakende 100.000
Sağlık 105.000
İnşaat 142.000
Petrol 173.000
Banka 200.000
Üretim 374.000
Gayri Men.Yat.Ortakl. 475.000

Kaynak: İşletmelerin Kara Deliği Hile-Çalışan Hileleri,

Prof. Nejat Bozkurt, Alfa Yayınları Nisan 2009

ADLİ MUHASEBECİLİK MESLEĞİNİN KAPSAMI: Çeşitli nedenlerin etkisiyle zorunlu olarak ortaya çıkan bu meslek, muhasebe uygulamalarının yapısını değiştirmiştir. Standart olarak kayıtlarda yer alan sayıların ön yüzü ile uğraşan muhasebeciler, bu meslek ile birlikte sayıların arkada kalan dünyasına bakmaya ve sorgulamaya başlamışlardır. Bu meslek aracılığı ile muhasebe bilgisi ve çalışmalar yasal sorunları ortadan kaldırmaya yönelik bir uygulamaya başlamıştır. Günümüzün karmaşık ekonomik yapısında bu uygulama kaçınılmaz bir duruma gelmiştir. Adli Muhasebe mesleğinin uygulama kapsamını dava destek danışmanlığı, uzman şahitlik ve hile denetçiliği veya araştırmacı muhasebecilik olarak üç ana bölüme ayırmak mümkündür.

Dava Destek Danışmanlığı; İçeriğinden kolayca anlaşılacağı gibi mesleğin bu uygulama alanında, adli muhasebecilerin bir adli dava öncesinde veya sürme aşamasında ilgili avukata çeşitli açılardan hizmet vermesi yer almaktadır. Günümüzde avukatların yürütmek durumunda kaldıkları bir davada adli muhasebecilerin verecekleri hizmetleri almaya gereksinimleri bulunmaktadır. Bu danışmanlığın uygulama alanı çok geniştir. Adli muhasebecilerin avukatlara dava öncesinde veya sırasında verecekleri hizmetler gerekli verilerin ortaya konulması ve toplanan verilerin analiz edilmesidir. Gerekli bilgilerin ortaya konulması sürecinde, avukatların bir yasal işlemde gereksinim duyacakları bilgilerin ilgili, yeterli ve doğru olarak saptanması ve sunulması çalışmasına yer verilmektedir. Analiz etme sürecinde ise, mahkemeye sunulacak mali konuları içeren bilgilerin değerlendirilmesi ve avukatların bu bilgileri yorumlamasına yardım etme amacı söz konusudur.

Adli muhasebecilerin dava destek danışmanlığının alanına çok çeşitli konular girmektedir. Bunların bazıları ise;

  • Her türlü yolsuzluk davaları,
  • İşletme değerlendirmeleri,
  • Hasar ve zarar tahminleri,
  • Sigorta anlaşmazlıkları,
  • Anlaşmalardan doğan sorunlar,
  • Patent, hak ve markalarla ilgili doğan sorunlar,
  • İşletmelerle ilgili ayrılma veya birleşme davaları,
  • İflas davaları,
  • Boşanmalarla ilgili mali anlaşmazlıklar,
  • İşletmeler arası sorunlar.

Kaynak.  Küresel Ekonomik Suçlar Araştırması PricewaterhouseCoopers Türkiye

Uzman sahitlik; Mahkemelerde hâkimler bir davanın sağlıklı bir biçimde sürdürülmesi ve sonuçlandırılması amacıyla adli muhasebecilerin uzman şahitliklerinden yararlanmaktadırlar. Toplumlarda özellikle ekonomik kökenli davaların ve davalı sayısının giderek artması, konuların giderek karmaşıklaşması bu gereksinimi üst noktaya getirmiştir. Adli muhasebecilerin özel bilgileri, çalışma şekli, deneyimleri ve eğitimleri bu davalarda önemli bir rol oynamaktadır.

Adli muhasebecilerin uzman şahitlik faaliyetinde üzerlerine düşen görevler;

  • Dava konusu ile ilgili olarak gerekli araştırmaları yapmak, çeşitli verileri toplamak, bu verilerden bir sonuca vararak fikir yürütmek.
  • Ortaya çıkan görüşü mahkemede hâkimlere,  avukatlara aydınlatıcı ve öğretici bir biçimde yansıtmak.

Adli muhasebeciler böyle bir görevi üzerlerine aldıklarında çok önemli bir sorumluluk yüklenmektedirler. Görevlerini ister bir rapor düzenleyerek, ister mahkeme salonunda doğrudan şahitlik yaparak sürdürecek bu süreçte uymaları gereken kurallar vardır. Bunlar;

  • Çalışmalarında objektif ve bağımsız olma,
  • Yaratıcı, yatıştırıcı ve işinde uzman bir konumda bulunma,
  • Teknik konuları açık ve net bir şekilde, öğretici bir biçimde açıklama,
  • Taraflarla iletişimi açık bir biçimde kurabilme,
  • Mahkeme ortamının gereklerine uyum gösterme.

Hile  Denetçiliği veya Araştırmacı Muhasebecilik; Son yıllarda işletme çalışanları tarafından ya da farklı alanlarda ve farklı biçimlerde yapılan hileler toplumun önemli sorunlarından biri durumuna gelmiştir. Çok farklı türlerde yapılan hileler sayı ve tutar olarak giderek artmaktadır. Yapılan hilelerin nedenlerini ve yapanların özelliklerini önemli istatistikî verilerle görmekteyiz. Örneğin ABD de yılda işletme çalışanları tarafından yapılan hile tutarları 400 Milyar USD olarak tahmin edilmektedir. Çeşitli ülkelerde yapılan araştırmalar işletmelerin yıllık gelirlerinin %6’sını bu gibi yolsuzluklar nedeniyle kaybettiklerini göstermektedir.  Yapılan hile çeşitleri ;

  • İşletme çalışanları tarafından işletmelerine karşı yapılan hileler,
  • Beyaz yakalılar tarafından işlenen suçlar,
  • İşletme tepe yöneticilerinin işletme ilgililerini yanıltmaya yönelik olarak yaptıkları mali tablo hileleri,
  • Yatırımlarla ilgili hileler,
  • Ticari rüşvetler ve komisyonlar,
  • Banka işlemleri ile ilgili hileler,
  • Elektronik fon transferleri ile ilgili hileler,
  • Kredi kartı hileleri,
  • Bilgisayar hileleri,
  • İnternet yoluyla yapılan hileler.

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere listeden hileli işlemlerin kapsamı çok genişlemiş ve zararları önemli boyutlara ulaşmıştır. Bu tür hilelerin ortaya çıkartılması ve önlenmesi uzmanlık gerektiren çalışmaları beraberinde getirir. Genel standartlara göre eğitilmiş muhasebeci, bağımsız denetçi ve iç denetçilerden hilelerle savaşmada başarı beklemek zordur. Bu nedenle yeni bir meslek türü zorunlu olarak doğmuş ve bu mesleği yerine getirenlere ‘Hile Denetçisi’, ‘Adli Muhasebeci’ veya ‘Araştırmacı Muhasebeci’ adı verilmektedir.

Örneğin işletmede üst düzey yönetici çalışanlarından birinin yolsuzluk yaptığından şüpheye düştüğünde adli muhasebeciye başvurmakta ve ondan profesyonel hizmet almaktadır. Adli muhasebecilerden beklenen görevler ise;

  • Şüphe duyulan hileli işi kanıtlarıyla birlikte ortaya çıkarmak,
  • Verilen zararın boyutlarını hesaplamak,
  • Hilenin yapılmasını önleyici ve caydırıcı önlemlerin alınmasını sağlamaktır.

EKONOMİK SUÇUN TESPİT  EDİLİŞ YÖNTEMLERİ

ADLİ MUHASEBECİLERİN TAŞIMALARI GEREKEN ÖZELLİKLER: Adli muhasebecilerin normal eğitimlerinin yanında bazı disiplinlerde etkili bir birikim sahibi olmaları gerekmektedir.

  • Yoğun bir muhasebe bilgisi,
  • Hukuk,
  • Denetim,
  • İşletme yönetimi,
  • Psikoloji,
  • Suç bilimi,
  • Bilgisayar uygulamaları.

Adli muhasebecinin mesleğinde başarılı olabilmesi için normal muhasebeci veya denetçi kalıplarının dışına çıkabilmesi gerekmektedir. Olayların arkasındaki gerçeklere bakacaklarından dolayı bir dedektif gibi davranış sergilemelidirler. Genel kural olarak bir adli muhasebeci örneğin, üçte bir muhasebeci, üçte bir araştırmacı ve üçte bir işletme elemanı gibi davranabilmelidir.

Adli muhasebecinin yapısında barındırması gereken özellikler ise;

ü   Merak: Adli muhasebeci mesleki alanda ilgili ve meraklı olmalıdır. Faaliyetlerinde mesleki şüpheciliğini kullanmalıdır.

ü   Israrcılık: Adli muhasebeci üzerine aldığı işi tümüyle tamamlayana kadar araştırmalarını sürdürmelidir.

ü   Yaratıcılık: Adli muhasebeciler uymak durumunda oldukları ilke ve standartlar yanında olabildiğince yaratıcı olmalı, ayrıntılara dikkat etmelidirler.

ü   Sezgi: Adli muhasebeciler her durumu kendi özelliklerine göre araştırmalı, olayı hem bir resim gibi genel olarak hem de ayrıntıları ile analiz etmelidirler. Baskı ortamında sakin davranmalı, iyi bir işletme sezgisine sahip olabilmeli, kararlarında net, analitik ve mantıki bir düşünceyi hakim kılmalıdır.

ü   Hüner: Bir adli muhasebeci tüm çalışmalarını sunmak amacıyla yazılı veya sözlü iletişimde başarılı olmalıdır. İnsan ilişkilerini sağlıklı bir biçimde kurabilmelidir.

Kaynak:  İSMMMO Akademi Ders Notları

Baki TORAMAN

S.M.Mali Müşavir

Adli Muhasebe Uzmanı

info@bakitoraman.com.tr

www.hiledenetim.com

Posted in Eğitim1 Yorum

Türkan Saylan Onur Ödülleri sahiplerini buldu

Türkan Saylan Onur Ödülleri sahiplerini buldu

Maltepe Belediyesi Geleneksel Prof. Dr. Türkan Saylan Onur Ödülleri’nin üçüncüsü sahiplerine verildi. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin katkılarıyla gerçekleştirilen Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde düzenlenen tören Prof. Dr Türkan Saylan’ın hayatını anlatan sinevizyon gösterisi  ile başladı. Ödül töreninde konuşma yapan Maltepe Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa Zengin, son zamanlarda ülkede yaşanan gerginliklerin Prof. Dr. Türkan Saylan’ı daha da arattığının altını çizdi. Günümüzde basılmamış kitapların toplatılmaya çalışıldığını, insanların tutuklanarak Silivri Cezaevine gönderildiğini ifade eden Zengin, hukuk kurallarının hiçe sayıldığını kaydetti. İnternet yasaklarına, YGS’deki şifre skandalına ve telefon dinlemelerine de dikkat çeken Zengin,  toplumda bir korku imparatorluğu yaratıldığını dile getirdi ve “Yalnız değiliz, her geçen gün çoğalıyoruz. Türkan Saylan’ın bizleri aydınlatan bize yol gösteren ışığı hiç sönmeyecek” dedi.Başkan Zengin konuşmasında “Değerlerimiz gözümüzün önünde yıkılmak isteniyor. Suçumuz olmadan yargılanıyoruz. Bu süreç yeni değil. Bütün Türkiye’nin gözleri önünde bir süredir sahneleniyor. Biz bu ülkeyi herkesten çok seviyoruz ve biz bu ülkenin gelişmesine, aydınlanmasına karşı çıkacak herkese dur demeye hazırız, gönüllüyüz. Ben Maltepe Belediye Başkanı olarak aydınlık Türkiye için çalışmaya söz veriyorum, bu benim sorumluluğum. Sevgili meslektaşım, can yoldaşım Prof. Dr. Türkan Saylan’ın elinden hiç düşürmediği ateşi söndürmeden çocuklarımıza devretmek için onun adını taşıyan bu merkezde toplandık. Hayatı boyunca ülkenin gelişmesi, insanların mutlu olması için çalışan çağdaş Türkiye için gecesini gündüzüne katan ülkenin çıkarlarını kendi çıkarlarından üstün tutan bir kadının suçu neydi hala kimse bilmiyor. Adını adadığı, şifa dağıttığı Lepra Hastanesi’nden de silmeye çalışıyorlar. Hastaneye doktor ataması yapmadılar, hastanenin kapısına kilit vuruldu.” diye konuştu. ÇYDD Genel Başkanı Prof. Dr. Aysel Çelikel ise Bakırköy’deki Lepra Hastanesi’ne doktor atanmamasını eleştirerek “Prof. Dr. Türkan Saylan hiçbir karşılık beklemeden 25 yıl hastanede başhekimlik yaptı.  Lepra hastalığının bitirilmesinde başrol oynadı. Şimdi hastane kapatılmak isteniyor. Hastalar tedavi olamıyor. Cüzamla Savaş Derneği’nin İdari Mahkemeye açtığı ve kazandığı davaya karşın karar uygulanmıyor. Siyasi iktidar beğenmediği yargı kararını uygulamıyor” dedi. Çelikel “Prof. Dr. Türkan Saylan kız çocuklarının eğitimi için gece gündüz demeden çalıştı. Hastalığında bile daha çok işimiz var dedi. Kız çocukları için Saylan umut oldu, çizdiği çizgi onlara yol gösteriyor. Prof. Dr. Saylan çağdaş Türkiye kuşağına inandı. Yeni Kardelenler, kır çiçekleri, yeni Türkan Saylanlar yetişecektir” diye konuştu. Törende “Özel Ödül” 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e; “Edebiyat Ödülü” Yaşar Kemal’e; “Basın Ödülü” gazetemiz yazarı Bekir Coşkun’a; “Sanat Ödülü” Müjdat Gezen’e; “Eğitim Ödülü” Türk Eğitim Vakfı (TEV) Genel Müdürü  Turgut Bozkurt ve TEV Genel Müdür Yardımcısı Güsel Bilal’e; “Sosyal Sorumluluk Ödülü” ise “Baba Beni Okula Gönder Projesi”ne  verildi. Ödül törenine Adalar Belediye Başkanı Dr. Mustafa Farsakoğlu ve eşi, ÇYDD yöneticileri, belediye başkan yardımcıları ve meclis üyeleri, basın mensupları ve vatandaşlar katıldı. Sunuculuğunu Ceren Akıllıoğlu’nun gerçekleştirdiği tören Selen Servi ve Dr. Ömer Önder bir müzik dinletisi sundu.

Posted in Eğitim, Güncel, Kültür ve Sanat, Manşet, Siyaset, Yaşam0 Yorum

Öğrenciler Başkan’a Dert Yandı

Öğrenciler Başkan’a Dert Yandı

  Öğrenciler  Maltepe Belediye Başkanı Prof.Dr.Mustafa Zengin’i ziyaret etti. 
İçerenköy Yahya Kemal Beyatlı İlköğretim Okulu öğrencileri Maltepe Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa Zengin’i ziyaret etti. Başkan Zengin, Maltepe Meydanında açılan “Başın Öne Eğilmesin İşgal Yılları” Sergisi hakkında bilgi verdi ve öğrencilere tarihinizi çok iyi öğrenin öğüdünde bulundu. Belediye başkanı “geleceğinizi yarınlarınızı kurarken, tarihten ders alacaksınız. Bu yüzden tarihimizi öğrenin “ dedi. Öğrenciler Maltepe Fındıklı Mahallesinde oturmalarına rağmen, uzakta bir okula gitmek zorunda kaldıklarını söyleyince Başkan Mustafa Zengin, Fındıklı’da iki okul yaptırdıklarını hatırlattı ve “biliyorsunuz okul yapmak, bizim görevimiz değil. Vatandaşımıza hizmet etmek için Fındıklı’da okul yapıyoruz.” dedi. Başkan Zengin,  ziyarete gelen 11 yaşındaki öğrencinin kardeşi olduğunu öğrenince de “Merak etmeyin kardeşin okula Fındıklı’da gidecek. Okulunuz o tarihe kadar tamamlanacak ”  dedi. Öğrenciler, ödevleri için Başkan Zengin’den Maltepe Belediyesi’nin kültür, eğitim ve altyapı projeleri hakkında bilgi aldılar. Başkan Zengin, çocuklara bir öğüt daha verdi ve “çok çalışın. Beyninizi bilgiyle doldurun. Bu bilgileriniz, sizin gelecekteki başarılarınızı oluşturacak.” Dedi. Belediye Başkanıyla hatıra fotoğrafı çektiren öğrenciler, okul müjdesini alarak sevinçle makamdan ayrıldılar.

Posted in Eğitim, Güncel, Manşet, Siyaset0 Yorum

Maltepe Kız Teknik Lisesi’nden Bir İlk Daha

Maltepe Kız Teknik Lisesi’nden Bir İlk Daha

Maltepe Kız Teknik ve Meslek Lisesi  Comenius  Programı ile  hazırlanan yurtdışı projesinde ki:Yabancı öğretmenleri ve Öğrencilerini son kez  ağırladıOkul eğitimi ile yakından ilgili olan Comenius Programı, Lizbon hedeflerine ulaşabilmek için öğrenciler ve eğitim personeli arasında Avrupa kültür ve dil çeşitliliği ile değerleri hakkında bilgi ve anlayış oluşturmayı, işbirliğini güçlendirmeyi, aktif bir Avrupa vatandaşı olma yolunda öğrencilerin kişisel gelişimleri için gerekli olan temel becerileri ve yeterlilikleri edinmelerini ve amaçlamaktadır.  

            Bu bağlamda Maltepe Kız Teknik ve Meslek Lisesi Okul Müdürü   Hatice EKMEKÇİBAŞI  önderliğinde; Almanya’ nın koordinatörlüğünü yaptığı, İtalya, Yunanistan, İspanya, Finlandiya ve Türkiye’ nin de içinde bulunduğu 10 yabancı öğretmen 17 yabancı öğrenci ile toplantılara 3 Mayıs 2011 tarihinde başlandı. Maltepe Kız Teknik ve Meslek Lisesinde ise Grafik ve Fotoğrafçılık Alanı öğrencileri ve Bölüm şefi Ali ÖZBEK, Bilişim Teknolojileri Alanı öğrencileri, Yiyecek İçecek Hizmetleri Alanı Öğrencileri ve İngilizce öğretmenleri Arzu BORLAŞ ve Öznur SAKA ile çalışmalarını 7 Mayıs 2011 tarihinde bitireceklerdir. Bu çalışma sonucunda alacakları sertifikaları Maltepe İlçe Kaymakamı  Ahmet Okur, Maltepe İlçe Milli Eğitim Müdürü   Faik Kaptan’a verdiler.

                                                                     

Posted in Eğitim, Güncel, Manşet0 Yorum

Başkan’dan Atilla Uras Lisesi’ne Ziyaret

Başkan’dan Atilla Uras Lisesi’ne Ziyaret

 Maltepe Belediye Başkanı Prof.Dr.Mustafa Zengin Okul ziyaretlerine devam ediyor.Mustafa Zengin’in Son ziyaret ettiği Okul Atilla Uras Lisesi Oldu.Atilla Uras Lisesi ziareti sırasında Okul Müdür’esi Yerten Kalfa ve Okul yöneticileri ile görüşen Zengin Yöneticilerle bir süre sohbet etti ve onların dertlerini dinledi.
Maltepe Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa Zengin’in lise ziyaretlerinde üniversiteye giriş sınavları sohbetinde konuların odak noktası oldu. Başkan Zengin, zaten stres altında olan öğrencilere yapılan bir haksızlık olarak değerlendirdiği şifre tartışmaları için ‘eğitim skandalı’ dedi. Sınava hazırlanan öğrencilerin güven ortamını kaybettiklerini dile getiren okul yönetimiyle bir süre sınav ve eğitim sistemi üzerine sohbet eden Maltepe Belediye Başkanı, bir ihtiyaçlarının olup olmadığını da sordu. Akıllı tahta dağıtımı ve okullarının yenilenmesinde belediyenin yardımları için teşekkür eden liselerden bazıları fiziki düzenlemeler konusunda desteklerinin devam etmesini istedi. Yeni projelerini okul yönetimleriyle paylaşan Başkan Zengin, Fındıklı Mahallesi’nde inşaatı devam eden meslek lisesi için açılacak bölümlerin tayin edilmesinde ihtiyaç ve yarar tespiti yapmak üzere okul yönetimleriyle bir araya geleceği sözünü aldı. İki yılda gerçekleştirilen projeler ve eğitime katkılarından dolayı Belediye Başkanı’na “İlçemize güneş gibi doğdunuz.” benzetmesi yapıldı.

Posted in Eğitim, Genel, Güncel, Kültür ve Sanat, Manşet0 Yorum

Çocuklarımızın Geleceği Karartılmasın

Çocuklarımızın Geleceği Karartılmasın

Türk Kamu-Sen İstanbul Şube Başkanı Doç.Dr.Hanefi Bostan 23 Nisan dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı.Bostan Basın açıklamasında şunları söyledi.
TBMM’nin açılışının 91’inci yıldönümünü kutladığımız bu özel günde, her birimiz bağımsız, demokratik, çağdaş bir ülkede yaşamanın mutluluğunu paylaşıyoruz. Bu noktada Mustafa Kemal Atatürk’ün 23 Nisan’ı çocuklarımıza armağan etmesi çok anlamlıdır. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Atatürk’ün bıraktığı en büyük miraslardan birisidir. Dünyada kutlanan tek çocuk bayramına sahip olan Türk çocuklarının, 23 Nisan’a sahip çıkması, 23 Nisan ruhunu yaşatması büyük önem taşımaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devletini koruyacak, yüceltecek ve Atamızın mirasına sahip çıkacak olanlar çocuklarımız ve gençlerimizdir.
 
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını coşku ve gururla kutladığımız bugünde, “çocuklarımıza gerçekten iyi bir gelecek vaat edebiliyor muyuz?” sorusunu sormamız gerekmektedir.
 
Avrupa Birliğinin yayınlanan Eğitimde Hedefler Raporunun yedincisinde yer alan bilgilere göre; Türkiye’de eğitimin durumu pek iç açıcı görülmemektedir.  Eğitimi terk oranı, başarı ortalaması ve yetersiz öğretmenle ülkemiz son sırada yer almaktadır. Ayrıca öğretmen başına düşen öğrenci sayısı, eğitime yatırım ve erkek-kadın öğrenci sayılarında AB’ye üye ve aday ülkelere göre oldukça geride bulunduğumuz ortaya çıktı. Raporda Türkiye’nin daha önce yayınlanan PISA sonuçlarına da atıf yapılarak; fen bilimleri, sözel ve matematikte kısıtlı bir yükselişin olduğu,  ancak ortalamanın çok altında olduğumuz ifade edildi. Raporu hazırlayan komisyon,  Türkiye’de gayri safi yurtiçi hâsılasının sadece yüzde 2.86’sının eğitime ayrıldığını belirtti. Bu oranın Belçika’da yüzde 6.02 ve İzlanda’da da yüzde 7 olduğuna dikkat çekildi.
Geldiğimiz noktada okullaşma oranlarının düşük olduğu ülkemizde, özellikle kız çocuklarının eğitiminin önündeki engeller kaldırılamamıştır. 2010-2011 eğitim-öğretim yılında okullaşma oranları okul öncesinde 4-5 yaş grubunda yüzde 43.10; ilköğretimde yüzde 98.41, ortaöğretimde yüzde 69.33’tür. Okullaşma oranları okul öncesinde 4-5 yaş grubunda kızlarda yüzde 42.47, erkeklerde yüzde 43.70; ilköğretimde kızlarda yüzde 98.22, erkeklerde yüzde 98.59; ortaöğretimde de kızlarda yüzde 66.14, erkeklerde yüzde 72.35’tir. Görüldüğü üzere 2011 Türkiye’sinde tüm çocuklarımızın okullu olmasının sağlanamaması kanayan bir yaradır.
 
Açlık, yoksulluk, sefalet en çok çocukları vurmaktadır. Çocukluklarını yaşayamadan büyüyen, oyun nedir bilmeyen çocuklarımız vardır.  Eli kalem, silgi tutması gereken çocukların bir kısmı sokaklarda ekmek parası peşinde koşmaktadır. Gece yatağına aç giren, okuma hakkı elinden alınan, mutsuz çocuklarla müreffeh yarınlara yürümemiz mümkün değildir.
 
Çocuklara yönelik istismar, şiddet ve taciz alabildiğine artmıştır. Devlet ne yazık ki küçük bedenleri korumaktan acizdir. Geleceğe güvenle bakması gereken çocuklarımızın önüne korku duvarları örülmüştür. İstismar edilen, şiddete ve tacize maruz bırakılan, uyuşturucu simsarlarının ağında savunmasız bırakılan küçücük bedenler hepimizin yüreğini dağlamakta ve yarınlarımızı karatmaktadır.
 
Terör örgütü, çocukları kandırmakta, onları maşa olarak kullanmaktadır. Okullarında olması ya da yaşıtlarıyla sokaklarda oyun oynaması gereken çocuklar, bölücü örgütün propagandasının yapıldığı eylemlerde ön saflarda yer almaktadır. Bu olumsuz tablo,  bölücü örgüt tarafından istismar edilen çocuklarımızın geleceğinden endişe duymamıza neden olmaktadır.
 
Çocuklar ülkemizin teminatı, Cumhuriyetimizin koruyucusu, Ulu Önder Atatürk’ün gösterdiği aydınlık yolda emin adımlarla ilerleyen meşalelerimizdir. Onlara açlığın, yoksulluğun olmadığı, herkesin barış ve kardeşlik içinde yaşadığı, şiddet, taciz, istismar ve uyuşturucu bataklığından uzak, tüm çocukların eğitim-öğretim hakkından yararlanabildiği, çocuk haklarının tam olarak uygulandığı bir dünya bırakmak hepimizin görevidir. Sorumluların görevlerini getirmeleri dileğiyle bütün çocuklarımızın 23 Nisan Bayramı kutlu olsun.
  
 
 
                                                         Türk Eğitim-Sen
                                                               İstanbul Bölge Başkanı
                                                                         Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan

Posted in Eğitim, Güncel, Manşet0 Yorum

Köy Enstitüleri’nin 71.Yılı Kutlandı

Köy Enstitüleri’nin 71.Yılı Kutlandı

 Köy Enstitüleri’nin kuruluşunun 71. Yılı Maltepe Belediyesi Türkan Saylan Kültür Merkezinde kutlandı. Maltepe Belediyesi ve Yeni Kuşak Köy Enstitüleri mezunları derneğinin ortaklaşa düzenledikleri etkinlik kapsamında gerçekleştirilen panele Maltepe Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa Zengin, Maltepe Belediyesi başkan yardımcıları Nimet Karabulut ve Ercan Köymen, milletvekili adayları ve Köy Enstitülerinin son mezunları katıldı.  Program öncesi verilen kokteylin ardından açılış konuşmasını yapan Zübeyit Çelik Köy Enstitülerinin kısa tarihçesinde neler başardığını anlattı. Türkiye’nin yarım kalmış rüyası tabirini kullandığı Köy Enstitülerinin önemine vurgu yapan Prof. Dr. Mustafa Zengin, “Köy Enstitülerinin bana göre en büyük yararı aynı zamanda korku sebebiydi. Ezberci değil, analitik düşünen, sorgulayan, katılımcı birey yetiştiren, demokratik ve üretici eğitimi başlatmasıdır. Sevgili yoldaşlarım soruyorum size, Köy Enstitüleri rüyası tamamlanabilseydi Türkiye aynı noktada olur muydu? Hayır, o yüzden kapatıldı; çünkü çağdaş Türkiye’den korkuldu. Karşı devrimcilerin biz devrimcilere sıktığı en ağır kurşundu bu, kaldıramadık. Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneğinin yılmaz savaşçıları, ben bu savaşta sizlerle kol kola olmaktan onur duyuyorum. 1930’larda ‘gavur okullarında mı okuyacaksınız’ sorusunun yöneltildiği okuma yazma bilmeyen bir annenin Cumhuriyet okullarında okuyan oğlu olarak karşınızda olmaktan gurur duyuyorum. Aynı zamanda bir eğitimci olarak diyorum ki; yarının mimarları güzel insanlar, çağdaş, demokratik, gelişmiş bir Türkiye yaratmak; aydınlık, ilkeli, donanımlı ve sorgulayan, araştıran bireyler yetiştirmekle mümkün olacaktır. Bu rüyayı başka biçimlerde hep birlikte geliştirmek ve tamamlamak dileğiyle saygılar sunuyorum.” dedi. Program, halk oyunları gösterileri ile Sokak Müzik Grubunun dinletisi ve Köy Enstitülerinin son mezunlarının konuşmalarıyla  sona erdi..

Posted in Eğitim, Güncel, Manşet, Yaşam0 Yorum

Türk Eğitim-Sen’den İlginç Açıklama

Türk Eğitim-Sen’den İlginç Açıklama

İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü Mahkeme Kararını Yandaşa Uygulamıyor.Türk Eğitim-Sen 2 Nolu Şube Başkanı Halil İbrahim Çakmaktan İlginç Açıklama

Milli Eğitimi otomatik pilota bağlayarak giden Eski Bakan Hüseyin ÇELİK’İN giderayak atadığı 76. Madde müdürlerinden biri olan ve Kadıköy Bostancı Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğüne atanan Lokman YILMAZ’IN ataması, bir üyemiz tarafından açılan dava sonucu 14.12.2010 tarihinde İstanbul 5. İdare Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Ancak yetkili ve etkili amirler tarafından ilişiği 2-3 ay boyunca bir türlü kesilememiştir. Yaptığımız girişimler sonucu mecburen ilişiği kesilen bu arkadaşımız, Kadıköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün teklifi ve Kadıköy Kaymakamlığının 04.04.2011 tarih ve 01/11217 sayılı oluru ile aynı kuruma Müdür Vekili olarak görevlendirilmiştir. Yakında il onayı da gelecektir.

Mahkeme kararı ile müdürlüğü iptal edilen bir kişinin aynı kuruma müdür vekili olarak görevlendirilmesi ilgili mevzuata uygun değildir. Ayrıca bu görevlendirme, mahkeme kararını yok sayma niteliğini taşımaktadır. İlgili mevzuat gereği ve örnek mahkeme kararları uyarınca müdür vekilliğinin kurumda görevli müdür yardımcılarından istekli olanlardan birine verilmesi gerekmektedir.

Kurumda görevli müdür yardımcılarının yasal haklarını kullanarak müdür vekilliğini talep etmelerine rağmen yasa dışı bir uygulama yapılmış ve bu talepler kabul görmemiştir. Konu ile ilgili il milli eğitim müdürlüğüne ve Kadıköy Kaymakamlığına gerekli başvuruları yapmış bulunmaktayız.

Ayrıca Sayın Cumhuriyet savcılarını buradan göreve davet ediyorum. Sorumluların yargılanıp hak ettiği cezalara kavuşturulmalarını talep ediyorum.

Sayın il ve ilçe milli eğitim müdürleri, ilgili müdür yardımcıları, şube müdürleri sizlere şu soruları sormak istiyorum.

  1. Oturduğunuz koltuğun hakkını veriyor musunuz?
  2. Vicdanınız rahat mı?
  3. Kul hakkına inanıyor musunuz?
  4. Hukukun üstünlüğünü tanıyor musunuz?
  5. Görevinizi, kanunlara, yönetmeliklere göre mi, yoksa siyasi parti veya malum sendika emirlerine göre mi yerine getiriyorsunuz?
  6. Kurumu siz mi yönetiyorsunuz, malum sendika mı?
  7. Emrinizde çalışan herhangi bir kurumdaki malum sendika temsilcisi size emir verebiliyor mu?

Bu soruların cevapları bizce malum. İstanbul’da çalışan bütün eğitimciler de bunu bilmektedirler. Birilerinin işlerini takip eden, onaylayan noter makamı oldunuz. İstanbul’da yüzlerce noter var, size ihtiyaç duymuyoruz. Ancak noter olmak istiyorsanız hukuk fakültesini okuyunuz. Böylece belki hak, hukuk adalet kavramlarını vicdanlarınıza yerleştirebilirsiniz.

Posted in Eğitim, Güncel, Manşet0 Yorum

Maltepe Kız Teknik ve Meslek Lisesi Almanya’da

Maltepe Kız Teknik ve Meslek Lisesi Almanya’da

2010-2011 Eğitim ve öğretim yılında Maltepe Kız Teknik ve Meslek Lisesi A.B projelerinden olan LdV- IVT (öğrenci stajı) için 3A Education& Service Hizmetleri ortaklığı ile “ Özel Eğitim Dalı Öğrencilerine Avrupa Standartlarında Staj” konulu 3 haftalık staj programı Almanya’nın Herne, Recklinghausen, Bochum şehirlerindeki çeşitli anaokullarında gerçekleştirilmiştir.

Proje’de Maltepe İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü A.B projeler yürütme Biriminden Sorumlu Şube Müdürü Sayın Cevdet ERGÜL ve Maltepe Meslek Lisesi Okul Müdürü Hatice D. EKMEKÇİBAŞI bu alanda yapılan çalışmaları yakından gözlemlemek üzere Almanya’ da bu alanla ilgili kurumlarda1 haftalık ziyarette bulunmuşlardır.

Ülkemiz için yeni ufukların açılması gerekli olan bu alan adına yapılan staj programında Okul A.B projelerinden sorumlu Müdür Yardımcısı Proje koordinatörü ve yöneticisi Nilgün SÖNMEZ ile Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Bölüm Başkanı Sevgi TUNA refakatçı , bu alanda eğitim alan Özel Eğitim Dalı öğrencilerinden Melis ALADAĞ, Buket SERDAN, Dilara Merve ÇETİN, Gül Durdiye BATUR, Binnaz TÜRKMENDAĞ, Fadime Büşra AKSÖZ, Behiye ŞAHİN, Merve ÖZDEMİR, Kübra KIRATLI, Merve ERYİĞİT, Ebru AKDENİZ, Büşra YERLİKAYA, Sinem DOĞANAY, Dilek PİRİÇÇİ, Yasemin ANAR katılımcı olarak yer almışlardır.

Büyük beklenti ve umutlarla yapılan bu proje yapılan staj programı ile amacına ve hedefine uygun bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Almanya ‘ da bulunan staj çerçevesi içindeki anaokul yöneticileri ve çalışanları büyük bir içtenlik ve sevecenlikle öğrencilerimize evsahipliği yapmışlardır.

Gerçekleştirilen staj programı sonucunda ülkemizde bu alanda yapılmakta olan uygulamalarla karşılaştırma olanağı bulunmuş ve bilgi alışverişi yapılmış olup, ülkemize transfer edilebilecek olan yönleri proje yaygınlaştırmaları sırasında bölümle ilgili eğitmen, öğrenci, ilgili yardımcı personellere aktarılacak ve paylaşımda bulunulacaktır. Ayrıca bu alana yönelik farkındalıkların artırılmasına ve yeniliklerin transferine de zemin oluşturulmuş olacaktır.

Bu proje ile öncelikle temel bilimleri içeren bilgi ve becerileri kazanmanın yanı sıra ; çağımızın gereği olan güçlü insan ilişkileri sağlama, çocuklarla iletişim kurabilme, yeniliklere ve teknolojiye uyum sağlayabilme temel mesleki bilgi eğitimi çağının gerektirdiği insan gücünü yetiştirme amaçlanmış olup projede yer alan öğrencilerimize de Avrupa da istihdam sağlanması açısından da yeni ufukların açılması sağlanmıştır.

Posted in Eğitim, Video Galeri0 Yorum

Yardımcı Doçentlerin Derece Sorunu Çözüldü

Yardımcı Doçentlerin Derece Sorunu Çözüldü

Türk Eğitim-Sen Yardımcı Doçentlerin Derece Sorununu çözdüğünü Açıkladı.Türk Eğiti-Sen’den yapılan açıklama şöyle:

Yardımcı Doçentlerin Lise Mezunu Düzeyinde Emekli Edilmeleri Ayıbı Giderildi

Türk Eğitim-Sen olarak, Üniversitelerde çalışan akademik ve idari personelin en önemli sorunları içinde değerlendirdiğimiz yardımcı doçentlerin 3. Dereceden yukarı bir dereceye terfi edememe sorunu nihayet sendikamızın yoğun gayretleri sonucunda çözüldü.  Bu sorun maalesef 29 yıldan beri devam eden insanlık dışı bir uygulamaydı. Nitekim Yardımcı doçent kadrosunda iken vefat eden, hastalık dolayısıyla emekli olma zorunda kalan, yaş haddi sebebiyle veya kendi isteğiyle emekli olan bir öğretim üyesinin emeklilik işlemleri, lise mezunu düzeyinde işlerlik kazanmaktaydı. Nihayet bu büyük haksızlık ve zulüm 6114 Sayılı ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDAKİ KANU’na eklenen bir madde ile giderildi.

Üniversitelerde yardımcı doçentler hariç bütün profesörler, doçentler,  öğretim görevlileri, okutmanlar, uzmanlar yani bütün öğretim elemanları ile üniversite mezunu bütün memurlar ve hatta iki yıllık yüksek okul mezunu memurlar bile birinci dereceye yükselme hakkına sahipken yardımcı doçentlerin 29 yıldan beri bu haktan mahrum edilmeleri büyük bir çelişkiydi. Mesleğinde 25 yıl ve daha fazla kıdeme sahip yardımcı doçentler üçüncü dereceden yukarıya terfi edememekteydi.

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu ve bunlara dayalı olarak, 78 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle çıkarılan Kadro Kanunu, ilk çıktığı zaman profesörlerin birinci dereceye, doçentlerin ikinci dereceye, yardımcı doçentlerin de üçüncü dereceye kadar terfi edebilecekleri hükme bağlanmıştı. Zamanla doçentlerin birinci dereceye terfi sorunu çözüldü. Ancak yardımcı doçentlerin terfi sorunu çözümsüzlüğe bırakıldı. Öğrencilerinin bile birinci dereceye inebildiği bu çözülmesi çok basit ve son derece önemli özlük haklarından yaklaşık 29 yıldır yardımcı doçentler mahrum kaldı.

Yardımcı doçentlere reva görülen bu terfi adaletsizliği zaman içinde İdari Mahkemelere ve Danıştay’a taşınmış, ancak konu ile ilgili Kanun bulunduğundan olumlu bir sonuç alınamamıştı. Hatta zaman zaman bu haksızlık TBMM’nde bazı milletvekilleri tarafından çözülmek istenmişse de konu ya Bütçe Komisyonunda tek oyla akamete uğramış, ya da Cumhurbaşkanının YÖK Yasası ile ilgili değişiklikleri imzalamaması nedeniyle bu sorunun çözümü gerçekleşememişti.

Eğitim iş kolunda yetkili sendika Türk Eğitim-Sen olarak; 2005 yılından itibaren devamlı olarak konu Toplu Görüşme Masalarına taşınmış, ancak icra makamı tarafından diğer sorunlar gibi bu sorunun çözümü de savsaklanmıştır. Nihayet 2010 yılı Ekim ayı sonu itibariyle sendikamız tarafından konu basın bildirileriyle devamlı gündeme taşınarak sorunun çözümü TBMM’nden istenmiştir. Yardımcı doçentlere reva görülen bu insanlık dışı uygulamanın Torba Yasa görüşülürken sona erdirilmesi için bütün milletvekillerine e-posta gönderilmiş ve hatta kendilerine gerekçeleriyle Kanun teklifleri hazırlanarak ulaştırılmıştır. Türk Eğitim-Sen olarak; bunlarla yetinmeyerek TBMM’nde grubu bulunan bütün siyasi partilere sorunun çözümü ile ilgili kanun teklifleri verilmiştir. Bütün bu çabalara rağmen sorunun çözümü ile ilgili kanun teklifi Torba Yasaya girememiştir. Son olarak 6114 Sayılı ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDAKİ KANUN görüşülürken bir hamle daha yapılarak bu kanuna ek madde olarak ekletilmiştir.

6114 Sayılı Kanuna ekletilerek TBMM Genel Kurulunda kabul edilen madde aynen şöyledir: “MADDE 15- 11/10/1983 tarihli ve 2914 sayılı Yüksek Öğretim Personel Kanununa ekli “EK GÖSTERGE CETVELİ”nin “d) Yardımcı Doçentler” sırasında yer alan “3-5” ibaresi “1-5” olarak değiştirilmiştir.”

Üniversite çalışanlarına önemle duyurulur.

Türk Eğitim-Sen

İstanbul Bölge Başkanı

Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan

Posted in Eğitim, Güncel0 Yorum

Kız Teknik ve Meslek Lisesi Öğrencileri Başkan Zengin’i Ziyaret Etti

Kız Teknik ve Meslek Lisesi Öğrencileri Başkan Zengin’i Ziyaret Etti

Maltepe Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa Zengin, eğitimin ikinci yarıyılının başında kendisini ziyarete gelen öğrencilere derslerinde başarılar diledi ve toplumsal kurallar ve ortak yaşam alanları konusundaki sorularını yanıtladı. Başkan Zengin, toplumsal kurallar konusunda ” kurallar tüm topluma, hitabetmeli, engelli, yaşlı tüm vatandaşlarımızın ihtiyacına cevap vermeli. Aksine, toplumun bütününe yayılmazlar ve kuralsızlık yaratır“ dedi.

Başkan Mustafa Zengin, Maltepe Kız Teknik ve Meslek Lisesi’nden öğrencilerle sohbet ederek derslerinin yanı sıra, yaşamın içindeki davranışlarıyla dayanışmayı, sosyalleşmeyi ve dostluğu öğrenmeleri gerektiği öğüdünde bulundu. Bu konuda bir örnek vererek, Maltepe Belediyesi’nin hayata geçirdiği plastik kapak toplama kampanyasından sözetti. Başkan Zengin, “Plastik kapak toplayan gençlerimiz, tekerlekli sandalyeyi engelli vatandaşlara kendileri teslim etti. Böylece, yaşamın içinde yaptıkları işin sonucunu gördüler. Bilinç kazandılar. Bu kampanyamızla çok yönlü kazanımlarımız oldu. Gurur duyuyoruz” dedi.

Posted in Eğitim, Genel, Güncel0 Yorum

Bakan Çubukçu ve İstanbul İl Müdürü’ne istifa çağrısı

Bakan Çubukçu ve İstanbul İl Müdürü’ne istifa çağrısı

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünde iki yıldan beri yoğun bir şekilde öğretmenlerin kazanılmış hakları ellerinden alınmakta, hak etmeyen belirli kişiler müdür vekili, müdür yardımcısı yada öğretmen olarak önemli okullara hukuksuz olarak atanmaktadır. İşin tuhaf tarafı bu haksız, hukuksuz ve hak gaspını öngören uygulamalara İstanbul Valiliği “olur” vermektedir. Öğretmenlere zulüm ve haksızlık yaparak eğitimde kaliteyi yükseltmek, huzur ve güveni sağlamak mümkün değildir.

Milli Eğitim camiası haksızlığın, hukuksuzluğun ve zulmün doruğa ulaştığı böyle bir dönem yaşamamıştır. Öğretmenler ah u figan etmekte, ancak bu figanları duyan bir yetkili bulunmamaktadır. Mahkemelere yanlış bilgi veren ve mahkemeleri yanıltmaya çalışan bir zihniyet İstanbul İl Milli Eğitimde icra-i faaliyettedir. Valiliği defalarca uyarmamıza rağmen, haksızlığın ve zulmün önlemesine yönelik bir tedbir alınmadığını üzülerek ifade etmek istiyoruz.

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü 31.12.2010 tarihinde münhal (açık) bulunan okulların müdür yardımcılığı kadrolarını ilan ederek bu kurumlara “Sınava Dayalı Müdür Yardımcılığı Ataması” yapılacağını duyurdu. Ancak, Kadıköy’ün merkezi yerlerinde bulunan bazı okulların müdür yardımcılığı kadrolarını duyurmayarak bu okullara İstanbul Valiliğinin olurunu alarak 03.01.2011 tarihinde vekaleten atamada bulundu. Bu okullarda müdür yardımcısına ihtiyaç olduğu halde bu okullar neden açık (münhal) ilan edilmedi? İhtiyaç yoksa neden vekaleten atama yapıldı? Yine Valiliğin oluruyla Sultanbeyli Kız Teknik ve Meslek Lisesinde Müdür Yardımcısı ve Bilişim Teknolojileri Öğretmeni Heybeliada Anadolu Lisesine (bu okulda Bilişim Teknolojileri dersi olmadığı halde) Müdür Yardımcılığı görevine vekaleten nasıl atandı? Vekaleten atananların asil atanabileceklerin şartlarını taşımaları gerektiğini İl Milli Eğitim ve Valilik bilmiyor mu? Sonra okul müdürü olamayanlar İlde ve İlçelerde şube müdürü nasıl olabiliyor?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI EĞİTİM KURUMLARI YÖNETİCİLERİNİN ATAMA VE YER DEĞİŞTİRMELERİNE İLİŞKİN YÖNETMELİĞİN 8. Maddesine göre: (Değişik: 15.5.2010/27582 RG) (1) Özel eğitim kurumu yöneticiliklerine atanacaklarda ortopedik engelliler ilköğretim okulları ile özel eğitim meslek liseleri hariç işitme, görme veya zihin engelliler sınıf öğretmeni olmak; okul öncesi eğitim kurumu yöneticiliklerine atanacaklarda, okul öncesi veya çocuk gelişimi ve eğitimi öğretmeni olmak; halk eğitimi merkezi ile öğretmen evi ve akşam sanat okulu yöneticiliklerine atanacaklarda herhangi bir alan öğretmeni olmak; rehberlik ve araştırma merkezi yöneticiliklerine atanacaklarda rehber öğretmen veya özel eğitim öğretmeni olmak; Anadolu imam hatip liseleri/imam hatip liseleri müdürlüklerine atanacaklarda Anadolu imam hatip lisesi/imam hatip lisesi meslek dersleri ya da din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni olmak; mesleki ve teknik eğitim okul ve kurum müdürlüklerine atanacaklarda atanmak istenilen eğitim kurumuna atölye, laboratuvar ya da meslek dersleri öğretmeni olarak atanabilecek bir alan öğretmeni olmak; turizm eğitim merkezi yöneticiliklerine atanacaklarda otelcilik ve turizm meslek liselerine atölye laboratuvar veya meslek dersleri öğretmeni olarak atanabilecek bir alan öğretmeni olmak; mesleki ve teknik eğitim okul ve kurum müdür yardımcılığı ve müdür başyardımcılığı, Anadolu imam hatip lisesi/imam hatip lisesi müdür yardımcılığı ve müdür başyardımcılığı ile diğer eğitim kurumlarının her kademedeki yöneticiliklerine atanacaklarda ise Talim ve Terbiye Kurulu Kararlarına göre atamasına esas olan alanların karşılarında gösterilen derslerle sınırlı olmak üzere, atanacağı okul ve kurumda aylık karşılığı okutabileceği ders bulunmak şartları aranır.

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü bu yönetmeliğin 8. maddesinde aranan şartları, atayacağı kişi kendi yandaşı ise aramıyor. Daha doğrusu usulsüz ve haksız atama yapıyor. Yine İl Milli Eğitim Müdürlüğü, kendi yandaşlarını bir okula yerleştirmek için 15 günlüğüne yada bir aylığına o okuldaki öğretmen sayısını fazla göstererek sırasız ve puansız atama yapıyor, daha sonra da norm kadro sayısını düşürerek puan üstünlüğü ve sıralı atama ile o okulda görev yapan öğretmenleri norm kadro fazlası konumuna getiriyor. Böyle bir haksızlık olabilir mi? Siz, eğitim çalışanlarına böyle bir haksızlığı ve zulmü yapma hakkını nerden alıyorsunuz?

Öğretmenlere bu haksızlık ve zulümleri reva gören İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü ve Milli Eğitim Bakanı bir an önce görevlerinden istifa etmelidir. Öğretmenlerin 9 yıldan beri devam eden bu haksızlıklara ve zulümlere artık dayanacak gücü kalmadı. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Posted in Eğitim, Genel, Güncel0 Yorum






Reklam
Rüya Tabirleri